Cuma, Aralık 31, 2010

İkibinonbir !

Yeni yılda sevdiklerinize daha da sıkı sarılın, son zamanlarda çevremde o kadar sevdiğim insanı kaybettimki 2011'de sadece yukardakiler gibi gülümsemek ve sağlık istiyorum.

2011 herkese daha fazla sağlık, daha fazla mutluluk getirsin. İsteklerimi aşağıya sıralıyorum, bakalım kaç tanesi olacak sene sonunda;

* Sevdiceğimle hep beraber olayım :)
* Fenerbahçe şampiyon olsun
* Bütün işçiler birleşsin
* Kendime bi iPhone, sevdiceğime beyaz Blackberry
* Ayrı bi ev
* İkinci el de olsa araba
* 2011 seçimlerinde %1 oy
* Uzun bir tatil
* Bir sonraki senenin kombine parası

Aklıma geldikçe eklerim :)

Herkese mutlu yıllar !

Perşembe, Aralık 30, 2010

Ankara'nın Taşına Bak - 1


soL haber portalında Ankaragücü spor kulübünde son dönemlerde yaşanan olaylar sonrası bir araştırma yapılmış. Anlaşılan geniş çaplı bir araştırma olacak ve bizde bu yazı dizisini görmeyen, duymayan kalmasın diye buradan sizlere iletelim istedik, umarım uzun diye okumamazlık yapmazsınız... Afiyet olsun efendim ;



Ankaragücü bir süre önce kirli bir operasyonla Gökçekgiller tarafından ele geçirildi. Başkent'in bu köklü takımının Gökçeklerin eline düşmesinde kulüp üzerinden sağlanan kaynağın yöneticilerin servetine servet katmış olmasının büyük payı var.
Son günlerde Ankaragücü’nde olup bitenler birçok futbolsever açısından kafa karışıklığı yaratmış durumda. Başkent’in köklü ve sevilen kulübüne geçen yıl Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in oğlu Ahmet Gökçek’in kulüp başkanı olması ve Ankaraspor ile Ankaragücü’nü birleştirmesi kararının yarattığı soru işaretleri hala akıllarda dururken, kısa bir süre önce kulüp yönetiminin kulüp hakkında icra davası açması belirsizliği artırdı.
Fakat yaşananların tozu dumanı arasında görünmeyen bir konuya dikkat çekmek zorundayız. Bu da Türkiye’de futbol yönetimlerinin yarattığı kirlilik ve futboldan sağlanan kaynakların yöneticiler tarafından servet kapısı olarak görülmesidir.
Kulübün yönetimini geçtiğimiz sene alan ve şu anda yönetim kurulu üyeliğine devam eden 10 yönetici ve 1 çalışan, geçtiğimiz haftalarda, Ankaragücü kulübüne icra davası açtılar. İddiaya göre, söz konusu 11 kişi kulübe borç para vermiş ve şimdi alacaklarının tahsil edilmesini talep etmektedirler. Bu isimler şunlar:

Nuri Elibol 7.902.574,00 TL
Seçkin Odabaşı 1.483.791,00 TL
Ömer F. Kalyoncu 638.711,00 TL
Yavuz Bulut 631. 254,00 TL
Necdet Kuzu 488.488,00 TL
Nadir Koç 2.598.347,00 TL
Mustafa Akan 9.790.670,00 TL
Mehmet Nükte 2.244.582,00 TL
Levent Çamur 3.059.114,00 TL
Ender Yurtgüven 1.753.628,00 TL
Ayhan Atalay 3.115.574,00 TL
Toplam: 33.706.733,00 TL

Bu tablo karşısında sorulacak birçok soru geliyor akla. Öncelikle, yukarıda adı geçen Ankaragücü yöneticileri kulübe borç verdikleri bu servet değerindeki parayı nasıl kazandılar? Kazandıkları bu trilyonların vergisini ödediler mi? Örneğin Ender Yurtgüven bir kulüp çalışanı olarak ne kadar maaş alıyor olabilir ki kulübe yaklaşık iki trilyonluk bir borç verebiliyor? (Ender Yurtgüven sorulardan bunalmış olacak ki geçtiğimiz hafta Ankaragücü’ne verdiği borcu hibe ettiğini açıkladı).
Nuri Elibol’un geliri ne kadar ki, yöneticiliğini yaptığı kulübe yaklaşık sekiz trilyon tutarında borç verebiliyor? Bir parantez de Nuri Elibol için açalım: Elibol emekliliğe kendi isteğiyle ayrılan bir binbaşı. Laikliği ve cumhuriyetçiliği ile bilinen bir TSK mensubu. Fakat ne oluyorsa borçlarından dolayı hacze uğramasıyla oluyor ve bir gün Melih Gökçek’le tanışıyorlar. Bu tanışmanın ardından Türkiye Gazetesi ve TGRT Televizyonu’nda “gazeteci” oluyor; kısa süre sonra da bu kurumun başına geçiyor.
Gökçek’in Tayyip Erdoğan ve AKP’nin yıpratılması için bir takım çalışmalar yaptığı ve kamuoyu yoklamalar hazırlattığı dönemde, Gökçek’le çok da sıkı fıkı. Dolayısıyla Elibol’un önüne gelen AKP ve Tayyip Erdoğan hakkındaki her haber Gökçek’e ulaştırılıyor. Elibol dünyanın en zengin gazetecisi oluyor, fakat kendi ismine kayıtlı hiçbir mülkü ve parası bulunamıyor. Ama İhlas Medya Grubu Ankara başkanı Elibol’un çocuklarına ait inşaat şirketleri olduğu biliniyor: Ulubol İnşaat Gıda ve Ticaret Ltd. Şirketi.
Elibol Ocak 2006’da söz konusu şirketteki bütün hisselerini oğullarına devretmiş ve Melih yürü ya kulum demiş. Elibol “ben müteahhitlik değil, gazetecilik yapıyorum, ihalelerle ilgim yok” diyor. “Hangi gazetecinin çocuğu iş yapmıyor” diyen Elibol, Dikmen Vadisi’ndeki projenin yüzde 56.56’sını, Batıkent’teki Parkvadisi Evleri projesinin yazde 50’sini oğullarının şirketinin nasıl aldığını açıklamıyor.
Dolayısıyla sormak gerekiyor: Elibol İhlas Holding’ten herhangi bir ücret alıyor mu? Aldığı bu ücret Ankaragücü’ne verdiği nakit borcu açıklamaya yetecek düzeyde mi? Yoksa Elibol’un bu cömertliğinin arkasında Gökçek’ten aldığı ihalelerin mi payı var?
Tuncer Kılıç bir köşede Elibol’la fısıldaşırken gazetecilerin sorusu üzerine, “geçmişte emrimde çalışan katıksız Atatürkçü bir subay” karşılığını veriyor. 1999’da maaşına haciz konduğu söylenen, şimdi ise dünyanın en zengin gazetecisi olan Elibol, Ankara’da yaşıyor ve Gökçek’le yakın dostluğuna devam ediyor.
Bütün bunlara bakınca şu sorular akla geliyor: Elibol binbaşı emeklisiyken nasıl bir medya grubunun Ankara sorumlusu olmuştur? Buradan maaş almadığı doğru mudur? Doğruysa Elibol neden çalışmaya devam ediyor ve nasıl geçiniyor? Emekli maaşıyla geçiniyorsa, Ankaragücü’ne nasıl 8 trilyon borç verebilecek serveti olabiliyor? Elibol’un kamudan talan ettiği devasa arsaları var mı? Bu arsalar üzerinde yapılacak konutların toplam bedelinin 260 trilyonun üzerinde olduğu doğru mudur? Elibol ile Gökçek arasında bir ortaklık var mıdır?
Gökçekler talanın üzerini örtmeye çalışıyor
Melih Gökçek, Ankaragücü kongresinde yapılan usulsüzlüğe değinmeyip, kulübün küme düşeceğini söylüyor. Gökçekgiller kulüple hiçbir resmi bağı olmayan Ankaragücü AŞ. adlı paravan bir şirket kuruyorlar ve henüz kendileri Anakaragücü yönetimine gelmemişler. Ankaragücü yönetimi derhal dava açıp, bu ismi kullanamayacağı yönünde bir tedbir kararı koydurmak istiyor. Dava görüşürken kongre gerçekleştiriliyor ve Gökçek yönetimi kulübü devralıyor. Davadan feragat ediliyor, şirketin sermayesi 50 bin liradan 5 milyon liraya çıkarılıyor ve ileride yapacakları operasyona zemin hazırlıyorlar.
Ankaragücü Spor Kulübü Ankaragücü AŞ’ye devredilmek isteniyor. Çünkü, Ankaragücü Derneği’nin tüzüğü ve statüsü yapmak istedikleri birçok şeyin önünde engel oluşturuyor. Örneğin, MKE kurucu kurum olarak Ankaragücü kongresinde ve yönetiminde belirli bir ağırlığa sahip. Tüzüğün sınırlamalarından kurtulmak ve MKE’nin ağırlığını tasfiye etmek için kulüp şirket bünyesine katılmaya çalışıyor.
Taraftara da el atan Gökçekgiller, Büyük Ankaragüçlüler Derneği’ni kurduruyor ve bazı kişilere taksi plakası dağıtarak taraftar gruplarını kendisine bağlamaya çalışıyor.
Henüz bir buçuk yıl önce Arsenal ve Manchester United gibi kulüplerde olmadığı iddia edilen tesislere sahip olduğunu iddia ettikleri Ankaraspor’u terk eden Gökçekgiller, yine kendilerine borçlandırıp batırdıkları Berlin Ankaraspor’dan da kaçarcasına kurtuluyorlar ve
Ankaragücü’ne göz dikiyorlar. On dört ayda 30 trilyon parayı ceplerine indirmek için.
Gökçekgiller’in Türk sporuna yaptıkları katkı bununla da bitmiyor. Bir sonraki yazıda devam edeceğiz.

Çarşamba, Aralık 29, 2010

Tutku : 67 Fenerbahçe: 56 / Kısa Maç Özeti

2010'un son derbisinde Abdi İpekçi'de 67-56 mağlup olduk.  

İyi başladığımız maçta Lavrinovic'in kötü performansının devam etmesi ve Ukic bir alternatifi olmayışı, onun sahada olmadığı dakikalarda sayı üretmemezi imkansız hale getirdi. Pota altında sıkıntılar yaşayan Galatasaray'ın bu zaafını iyi kullanamadık. Ne Mirsad'ı, Ne Kaya'yı nede Lavrinovic'i aktif hale getirebildik. Bir tek soyadı gibi savaşan Oğuz vardı, buda yeterli olmadı.

Kinsey'in hırsını bir türlü sayıya çevirememesi hücum yükünü Oğuz, Ömer ve Ukic'in sırtına yükledi. Tutku belki attığı 12 sayıyla değil ama yaptığı 7 asistle galibiyeti elimizden çekip alan isim oldu. Özellikle kritik bir yerde haklı ama abartılı itirazımızla aldığımız teknik faul maçın kırılma anı oldu. Birden 4 sayıya çıkan farkı eritmek bu dakikadan sonra çok zordu. Sinirlerin alt üst olması oyuncuların zaten organize atak olamayışına yaptığı olumsuz etkiyle çöküş süreci tamamlanmış, taraftar desteğini arkasına alan Galatasaray'da hakettiği bir galibiyetle maçı kazandı.

Hakedeni tebrik, kaybeden takımımıza sevgiler...

İspanya'da Grevin Adı 'Drenthe'

İspanya'da Hercules'te forma giyen Hollandalı Royston Drenthe, parasını alamadığı için 3 gündür grevde ve antremanlara çıkmıyor.

Sene başında Real Madrid'den transfer edilen Drenthe, kulüpten hiç kimseye haber vermeden greve başladı. Parasını alamayan ve ödemelerinin yapılmasına kadar antremana çıkmama kararı alan Drenthe, Noel tatilini geçirdiği Hollanda'dan geri dönmedi.

Hercules kulübü ise futbolcularının maaşlarındaki sorununun Noel'den sonra halletmeye çalışacaklarını, Hollandalı futbolcunun dönmesini umduklarını belirtti.
2. ligde de birçok kulübün futbolcu maaşlarını ödememesi İspanyol Futbolcular Derneği'ni harekete geçirdi. Kulüpler ile görüşmelerini sürdüren dernek yetkilileri, sıkıntılar giderilmezse tüm futbolcuların greve gidebilecekleri açıkladı.

Biz Fenerbahçeliyiz, Bizden Çok Adam Çıkar



Merhum peder ... Düşleri yönetmek olangece rüyama sokuldu usul usul... Ölürken olduğundan daha üzgündü kahrolayım... Ve dahi kırgın ve küskünaksız...

-"Ne oluyor Fenerbahçe'ye? " diye sordu kaşları çatık...


Özlemiştim...


-"Senin Fenerbahçelilerin çoğu zaten olduğun taraftalar... Kalanlar yaşadıkları halde, sen nasılsan öyleler kanımca... O efsane kişiler, Cihat'lar, Murat'lar, Ahmet'ler, Selahattin'ler, Kamil'ler, Erol'lar, Müjdat 'lar, Fikret'ler, Halit, Lefter, Suphi, Can'lar ve diğerleri, o birbirine forma devreden yenilmez armada... Onlar bu dünyada kahırrrr... Aldırma, senin Fenerbahçe'n değil şimdikiler... İyi ki ölmüşsün... Şimdikiler devşirmeler... Ama taraftar senin taraftarın... Sencileyin bir taraftar... O yüzden oralarda sıkma canını... Sen gösterdin, senlen bildik: Biz Fenerbahçe'liyiz... Bizden çok adam çıkar...

Galatasaray, Beşiktaş, Trabzon, Samsun, Altay, Gençler, Ankaragücü ve diğerleri ve hepsi olmazsa Fenerbahçe olmaz.. Kabulümdür... Ama Fenerbahçe yoksa saydıklarımın hiçbiri olmaz.. Bu lafım doğrudur... Fenerbahçe 20 milyon taraftarıyla, değil Türkiye'de; dünyada bile başka bir türlü olaydır. Fenerbahçe Mit'tir. Bilmeyenler bilenlere sorar... Dışlayın Beşiktaş'la Galatasaray'ı.. Anadolu takımları sahada yokken, Fenerbahçe Bursa'ydı... Fenerbahçe Samsun'du... Antalya idi, Malatya idi, Zonguldak'dı, Kocaeli, Diyarbakır idi... Abartmasız Fenerbahçe Türkiye idi... Diğerleri devede kulak idi...(Ben de senin !)

Şimdi bana gine küfürler yağacak, telefonla mektupla... Bütün sülalem yıkanacak bir güzel... Vızzz ! Ben her sabah besmeleyle evden çıkarken, "Beş misli fazla" demeyi alışkanlık haline getirmişim... Ona göre.. "Düt demeye dudak gerek"...

Rahmetli Şükrü Gülesin'in bir lafı vardır, diline pelesenk ettiği: "Türkiye'de her çocuk Fenerbahçeli doğar, sonra takım değiştirir" diye... (Türkiye İstanbul, Ankara, İzmir değildir sadece) Elinizi yüreciğinize koyun -Yüreciğiniz dedim de Sayın Başkan: Gün gelecek... Yüreciğiniz dizlerini dövecek- öyle yapıp içinizden cevaplayın. Sen Samsun'lu kardeş, sen Malatya'lı, sen Antalya'lı, siz siz hepiniz kardeşler, milli lig kurulmadan neredeydiniz ? Kimle aynı yürek, kimle beraberdiniz ? Sağolun...

20 Milyondan fazla taraftarı olan, her oynadığı takımı ihya eden, bu takıma gönül koymuş kişilere babalarından miras olarak ne kasa kalmıştır, ne malikane... Fenerbahçeliler'in baba mirası Fenerbahçelilik'tir... Ve Fenerbahçeliler gerektiğinde baba mirasını korumayı bilirler... Spor yaparken dövüşmek ayıp ötesi... Anca ben onbeş yıl polis muhabirliği yaptım, en azından yüz cinayet gördüm... Bunların doksanında gerçek katil öldürülendi... Belirtmekte yarar vardır. Siz ne dersiniz Hasbi Bey Ağa ? Evet sporda, sporcularda bazı şeyler ayıp... Amma velakin daha çok yakınlarda, Çok sayın Ali Uras, televizyonda Fenerbahçe'yi nasıl ameliyat ettiğini beşuş bir çehre ile anlatırken ağzındaki Havana Puro az kala bıyıklarını yakayazdı... Az daha gözlerime gireyazdı... Bereket arkam ekrana dönük değildi... Odaya üflediği duman hala duruyor...

Sonra bu en büyük ameliyat sahibi zatın bir lafını okuyorum gazetelerde, gülmekten azkala altıma edeyazdım şu terso günlerimde... Neymiş efendim: "Babıali camiası biraz fazla sarı-lacivertli" imiş üstad için... Camialtı camiası da öyle, ne kadar camia varsa da öyle... Sahi yeni mi öğrendiniz ? Sahayı neden kapattınız ? Kulübü de kapatsanıza... Nasıl olsa şimdi siz 20 milyon kişiyi cezalandıran en büyük Nürnberg değil misiniz ? Fenerbahçe altıncı da, onaltıncı da olsa öcü değil mi ? Fenerbahçe şimdilerde, sadece ismiyle bile bazılarını prostat eder, gecede dört defa teşaşüre kaldırır... Sahi sahayı neden kapattınız ?

Gelecek kuşak Fenerbahçeliler, birilerini ne bir "eski basketbolcu", ne bir "eski Prof." diye anımsayacaklar... Onlar bu olay anlatıldığı zaman kendilerince bilecekler kim olduğunu... Şöhretini, ölümsüzlüğünü, zannımca bu Fenerbahçe Ameliyatı'na borçlu olacak...


Diyorum ki, ben de ölümsüzleşmek için, acep güpegündüz bir saatte gidip Yeni Cami'nin oralarda bir yere yestehlesem mi ?..

Büyük Usta Halit Çapın'ın kaleminden / 1987

Aykut Kocaman bir süpervizördü...


... içinde bulunduğu takımın gizli kaptanı. Baleti, orkestra şefi. Ama bir başka özelliği, futbolu düşünerek oynamasıydı. Aykut kafa yormayacaktı da kim yoracaktı. Eğer futbolun ahlakını konuşacaksak, Aykut Kocaman olmadan olmazdı. Aykut anlatıyor:




"Kulüpleri artık televizyondan gelen mali kaynak yönetmeye başladı. Tabii ki televizyoncuların da beklentileri olacaktı. Önce televizyon maç yayınları şifreye girdi. Bu da taraftar profilinde bazı farklılıkları ortaya çıkardı. Eskiden "ölmeye ölmeye geldik", "hep seninle beraberiz" diyen, küfür kafir, bıçaklayan taraftarın izole edilmesi gerektiği, hatta bilet fiyatları da yükseltilerek tribünlerden çekilmeye başlandığı gözlendi. Tribünden gideceklerin televizyon başına gitmesi, tribünlere geleceklerin de elit, parası olan insanlar, para bulabilen insanlar olması istendi. Tırnak içinde kötü taraftarla iyi taraftar ayrımı yapılmaya başlandı. Bütün bu yaşananlar bence yanlış. Taraftar stadın içinde olmalı. O olmadan olmaz... Bağıran, çağıran, destek veren, protesto eden, canıyla, kanıyla, ruhuyla orada bir taraftar olmalı. Bizim işimizde, oynayan insanlar için en büyük destek orası. O coşku... O coşkuyu, çok para veren insandan bulabilmek mümkün değil. O coşkuyu ancak bu işi seven, bulup buluşturup oraya gelebilen insandan almak daha kolay. Bu açıdan, önümüzdeki 4-5 sene içinde büyük bir değişiklik olacak. Kötü taraftarı, tabii onlara göre kötü taraftarı tribünlerden artık çekmek istiyorlar. Taraftarlık tamamen küfür etmek değil. Taraftarlık, takımının kötü gittiği dönemlerde tamamen protesto etmek de değil. Sahip çıkabilen taraftar esas taraftardır."

2003

Anılarla Fenerbahçe !


Yıl 1948, Halit Deringör, Fenerbahçe takımının solaçığıdır, Londra Olimpiyatı'na gidecek futbol takımına seçilmiştir, fakat bazıları oyunlar oynayarak, Halit Deringör'ü kadrodan çıkarırlar. Fenerbahçe kulübü, bunu kabul etmez, "Madem siz, benim futbolcumu entrikayla kadrodan çıkardınız, biz de onu kendi paramızla Londra'ya gönderiyoruz." der.


Halit Deringör, kulübün parasıyla Londra'ya gider, bir ay kalır, döner, cebinde kulübün verdiği paradan bir miktar kalmıştır. Birgün Galata Köprüsü'nde, kulübün muhasebecisi Suat Belgin'le karşılaşır. (Spor yorumcusu Kemal Belgin'in babası) Suat Belgin sıkıntılıdır, Halit Deringör zorlayınca anlatır, su parasını ödeyemedikleri için, Fenerbahçe stadının ve kulübün suyu kesilmiştir, 400 lira bulmak için, zengin Fenerbahçelilerden "Yağcı Ali"nin dükkanına gitmektedir.


Halit Deringör sorar:


"Su borcumuz ne kadar?"


"400 lira!"


"Al ben sana 400 lirayı vereyim, sen de bana karşıya geçmek için vapur parası ver, bir kuruşum yok!"


Suat Belgin inanmak istemez, bu 400 lira, Halit Deringör'ün Londra'da artırdığı, kulübün parasıdır, ona kimse bu paranın hesabını sormayacaktır ama, o da "romantik" bir Fenerbahçelidir.

Bir Tuğla'da Sen Koy


Şırnak'ta bulunan Gabar Dağı bölgesinde 2009 yılının Haziran ayında teröristlerle girdiği çatışma esnasında kafasına aldığı kurşun darbesiyle ağır yaralanan ve beyin kısmının 3'te 2'si alınan Fenerbahçeli Gazi Fırat Zorba'ya ev yapılması için düzenlenen "Bir Tuğlada Sen Koy!" kampanyasına Genç Fenerbahçeliler olarak tam destek veriyoruz.


Hesap Numaraları

Vakıfbank Tosya Şubesi - IBAN : TR 790001500158007298080252

T.C Ziraat Bankası Tosya Şubesi - IBAN : TR 53 0001 0001 5709 0443 8250 03

İş Bankası Tosya Şubesi - Şube Kodu : 5221 Hesap Numarası : 3737370


Ayrıntılı bilgi almak için TIKLAYINIZ !

Salı, Aralık 28, 2010

GFB: "Sabrımız Taşıyor"

Ve GFB'den son olaylar hakkında bir açıklama geldi ;

26 Aralık 2010 Pazar günü, Metin Oktay Spor Tesislerinde Galatasaray-Fenerbahçe U17 takımları arasında oynanan Akademi Ligi, Marmara grubu karşılaşması esnasında meydana gelen vahim olaylar grubumuzun, taraftarlarımıza ve rakip taraftar gruplarına aşağıdaki açıklamayı yapmasını zorunlu kılmıştır.Dün yaşanan olaylarla ilgili gözaltına alınan kişilerin Galatasaray tribünlerinin içinden kişiler olduğu yaptığımız araştırmalar sonucunda belgeleriyle ortaya çıkmıştır. Ancak, bu kişilerin kimlikleri hakkında elimize geçen somut bilgileri site üzerinden yayınlayıp, kimseyi hedef gösterme niyetinde değiliz. Zira söz konusu şahısların yasalar çerçevesinde cezalandırılacağından kuşkumuz yoktur.
 
1995/96 dönemine kadar, spor müsabakalarında yaşanan şiddet olayları herkesin malumudur. Bu dönemde son derece agresif bir tribün yapısına sahipken, gerek iç sahada gerekse deplasmanlarda rakip tribün gruplarının korkulu rüyasıyken, bu gruplar korkudan Kadıköy'e gelmemek için bahaneler üretmekteydi. İçlerinde, şu an grubumuzun lideri olan Sefa Kalya'nın da olduğu Fenerbahçe tribünlerinin ileri gelenleri, büyüklük gösterip, rakip taraftar gruplarına dostluk elini uzatmış ve günümüze kadar uzanan barışcıl bir felsefenin öncüsü olmuşlardır.
 
Geldiğimiz noktada, 26 Aralık 2010 pazar günü, Florya Metin Oktay Spor Tesislerinde yaşananlar, hiçbir olgunluk, sükünet veya hoşgörüyle kabul edilebilecek nitelikte değildir. Galatasaray Spor Kulübü'nün ev sahipliğindeki müsabakada, yaşları 15-16 civarında olan çocuklarımızın maruz kaldığı şiddet hiçbir vicdan, spor aşkı yada taraftarlık duygusuyla açıklanamaz. Renk farkı gözetmeden tüm Türkiye'de nefretle karşılanan bu olay, Genç Fenerbahçeliler grubu tarafından büyük bir öfkeyle kınanmaktadır. Sporda şiddet yasasının tartışıldığı şu günlerde bu ve benzeri olaylar karşısında duruşumuzu son kez ve gayet açık olarak bildiriyoruz.
 
Hiçbir tehdit, saldırı veya baskı biz Genç Fenerbahçeliler'in formamıza olan sadakatini, sevdasını ve bağlılığını gölgeleyemez.
 
Bugüne kadar yaşanan tüm provokasyonlar karşısında sükünetimizi korumamıza rağmen, Fenerbahçe düşmanlarına gereken cevabı en sert şekilde göstereceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.
 
Genç Fenerbahçeliler her zaman sözünün ve yaptıklarının arkasında durmuştur. Yaptıklarını inkar etmemiştir. Bu barışcıl tutumumuz sakın olaki yanlış anlaşılmasın. Kuruluşumuzdan bugüne, liderimiz Sefa Kalya'nın bir kuralının asla dışına çıkmadık; stadımıza veya salonumuza münferit gelen, yolunu şaşırarak aramızda kalan, savunmasız ve yalnız rakip taraftara hiçbir şekilde saldırmadık, saldırılmasına da göz yummadık.
 
Bizim, spor ruhuna ve taraftarlığa bakışımız bu yöndeyken, rakip tribünlerden de, aynı samimiyeti, hassasiyeti ve duruşu bekliyoruz. Aksi yönde tavır sergileyenlere, rahmetli İslam Çupi'nin şu sözlerini hatırlatırız.
 
FENERBAHÇE o eli lavabona sokar !

Pazartesi, Aralık 27, 2010

Fenerbahçe Spor Kulübü Mafyası / Başkanı

Sana gençlerimizin hakkını koru demeyeceğim. Böyle bir hatayı yapmayacak kadar artık tanıyoruz seni. Daha As takımın haklarını savunamazken Kulüpler Birliği safsatası yüzünden, U17 takımının nasıl arkasında durabilirsin ki değil mi ?

Sen ancak polisin bile girmediği Fransa'da oynanan Fenerbahçe-Cholet basketbol maçında spor salonuna 4 koruma, 2 tane limuzinle gidip mafyalık taslamayı bilirsin. Sıfatında Fenerbahçe Spor Kulübü başkanı olarak geçer.

Basketbol'da Turgay Demirel Vakası


Türk basketbolunun bir türlü yakasından silkemediği adamdır Turgay Demirel. Yaptığı iyi şeylerin sayısı, kötülerin yanında devede kulak kalmasına rağmen halen nasıl koltuğuna sapasağlam şekilde oturabilmekte buda işin siyasi kısmına giriyor birazda.

2005 yılında şaibeli olduğu iddaa edilen bir seçimle Basketbol Federasyonu başkanlığı koltuğuna iyi yapışmış, Tanjevic'i Fenerbahçe'nin başına bela etmiş bir isimdir Turgay Demirel. Fenerbahçeli olduğu söylenen ve Sarı Lacivertli kulübe kıyaklar yaptığı söylenen bir zat-ı muhteremdir. İşin bu kısmına girmeyeceğim, şayet girecek olursak yıllarca Türk futbolunun kanayan yarası olan Ulusoy'dan da bahsetmem gerekebilir. Ki o zaman tadı kalmaz kimsenin.

Peki bu kişi ne yaptıda ben şuan onun yüzünden parmaklarımı yoruyorum ? Bilindiği gibi yıllardır Karşıyaka basketbol takımına karşı kişisel sorunlar yüzünden nefret besleyen bir adamdır kendileri. İzmir temsilcisinin Rum kesiminde yaşadığı saldırının ardından Akatlar'da Beşiktaş ile mücadelesi vardı ki Yeşil-Kırmızılı kulüp bu maçın ertelenmesini, oyuncularının yıprandığını talep etmiştir. Bu çağrı "Sadece 1 gün erteleyebiliriz" cevabıyla küfürden beter bir karşılık almıştır. Ardından Karşıyaka maça genç takımıyla çıkmış, Akatlar Spor Salonu'na gelen az sayıdaki Kaf-Kaf ve Beşiktaş tribünleri Turgay Demirel'e ağır tepkiler vermişti.

Bunun üzerine Çarşamba günü oynanacak Galatasaray CC-Fenerbahçe maçına atanan bir hakem gündeme geldi. Bu isim Engin Kennerman. Galatasaray'ın Banvit'le oynadığı maçta Sarı-Kırmızılı taraftarlara küfür eden hakem bu hafta derbiye atanmış. Biz her ne kadar Fenerbahçeli olsakta yapılan her türlü yanlışa da karşıyız.

Hakem maçı satacak vs demiyoruz elbette ama böylesine bir husumeti olan hakemin Galatasaray-Fenerbahçe derbisine atanmasının akla ve mantığa uygun olmadığı düşüncesindeyim.

Hele bir de maçı kazanırsak siz o zaman görün kıyameti..

Kısa Kısa Bilgilendirme...


*U17 Takımında ki Gizemli Kişi; konusunda paylaştığımız ve kimliğini merak ettiğimiz kişinin oyuncumuza tekme atan kişi değil, Florya tesislerinde yetkili birisinin olabileceğini öğrendik. Bilgiyi veren abimize teşekkür ederiz. Tam netleştiğinde gene buradan paylaşım yapacağız.

*Bir başka bilgilendirme de bundan sonra Tribünsel Sevda blogunda siyasi bir yazı olmayacak. Politik konularda ki bütün görüşlerimiz http://koseden.blogspot.com adresinde yayınlanacak.

Pazar, Aralık 26, 2010

Delikanlı Galatasaray Taraftarı !



U17 Futbol takımımıza, Galatasaray'lı taraftarların saldırısı gündemin konusu oldu birden. Olay yaşandığından beri gözlemliyorum, kimler neler söyleyecek diye. Galasaray kulübünden samimiyetine kendilerinin bile inandığını düşünmediğim bir açıklama geldi. Fenerbahçe cephesi açıklama yaptı ama daha büyük bir tepki verilmesi bekleniyor.


Öncelikle şunu söyleyelim, Galatasaray kulübünün samimiyetine inanmadığım bu olayı onların azmettirdiği anlamına gelmez. En azından bunu yapabileceklerini tahmin bile edemiyorum. Ancak hiçbir güvenlik önlemi alınmamasını anlayamam. İlla bu tür saldırı ihtimalini düşünüp çevik kuvvet yığılmalı demiyorum fakat sonuçta maçı izlemeye gelen bir topluluk var ve ne olursa olsun çıkabilecek taşkınlıkları engellemek amacıyla önlem alınmalıydı.


İşin bu tarafını bir kenara bıraktığımızda sahaya giren o beyni küçük adamların savunulmasını anlayamaz haldeyim. Bahaneler teker teker ortaya çıkıyor. Fener'li futbolcular tahrik etmiş, uçan tekme oyuncuya değil başkasına atılmış falanda filanda... Fener'li futbolcular diyelim ki tahrik etti, Dereağzında oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçlarında genç Galatasaraylı oyuncuların yaptıklarını ben mi anlatayım yoksa bir gün gelip siz izler misiniz ? Herşeye rağmen hiçbir zaman sahaya giripte o çocukları dövmedik. Adı üstünde çocuk. He bu saatten sonra Dereağzına gelipte Fener taraftarına en ufak laf atma girişiminde bulunacak yüreği olur mu bu oyuncuların orasını bilemem.


Bu yapılan şerefsizliğe bir şekilde kılıf uydurmaya çalışanlarda, bu şerefsizliğe ortak olmuş sayılır. 

Cumartesi, Aralık 25, 2010

Adanmış Bir Hayat


Kimileri tarafından ''Kunta'' diye tanınır kimileri tarafından ''Tuzlalı Mustafa''.. Hayatını Fenerbahçe' ye adamış isimler arasından örnek verebileceğimiz kişilerden sadece biri.
Taraftarlığın bu denli yozlaştığı ve basitleştiği bir dönemde kıymetini çok daha fazla hissetmemiz gereken değerlerimiz var.Yıllar boyu Fenerbahçe peşinden koşmuş, ömrünü Fenerbahçe' ye adamış, ilerleyen yaşa rağmen yorulmamış bu değerlerimizden yeni nesilin alması gereken bir çok ders var.
Bir insan sevmekten hiç mi yorulmaz arkadaş.Popüler spor futbolu anladık, basketbol voleybol kürek demeden Fenerbahçe peşinden koşmaktan bir insan hiç mi yılmaz.O ve onun gibiler yılmıyor işte.Yıllanmış şarap gibi her geçen zaman diliminde taraftarlıklarını dahada kıymete bindiriyorlar.Yaşanan her türlü olumsuzluğa rağmen sevdalarına çok daha güçlü sarılıyorlar.
Yenilmişiz yenmişiz hiç umurlarında olmadan yola non stop devam ediyorlar.Kısacası hayatta yaşadıkları bin bir türlü zorluğa rağmen taraftarlıklarını ayakta tutuyorlar.Onların her biri saygıyı sonuna kadar hak ediyorlar. 
Çünkü o ve onun gibiler Fenerbahçe' yi ölümüne seviyorlar.
Facebook denen illetin sağ üst köşesinde gördük.Doğum gününmüş bugün Mustafa Ağabey.Senin gibi bir Fenerbahçeliyi tanımak bizler için büyük bir şans.Taraftarlığın yaşaması ve yaşatılması için her zamankinden fazla çaba sarfettiğimiz şu dönemde verilebilecek önemli örneklerden birisin.
Bazen statta, bazen salonda , bazen sokakta, çoğu zamanda Yoğurtçu Parkında aşina olduğumuz o güler yüzün hiç solmasın.Normal kıyafetinle seni hatırlayamadığımız için üstündeki Fenerbahçe forması hiç çıkmasın.Haksız durumlarla karşılaşsan da Allah seni gönül verdiğin bu renklerden hiç ayırmasın.Sadece kendine değil, eşin ve çocuklarına bile enjekte ettiğin daimi Fenerbahçe sevgisi yeni nesillere miras kalsın.
Sağlık,huzur ve Fenerbahçe ile birlikte nice yıllara Mustafa Ağabey 
İyiki varsın.
Alıntı: Grup CK

Bizde Cefakar Kanaryaların güzel anlatımıyla Mustafa abimize saygılarımızı iletmiş olalım. 

Perşembe, Aralık 23, 2010

Biz Ne Zaman Keyif Yapıcaz ?

Fenerbahçe Bayan Basketbol takımımıza şu zamana kadar gelmiş en iyi 2 oyun kurucu. Cappie ilk Türkiye'ye geldiğinde Taurasi kadar olay olmamıştı. Ancak zamanla oynadığı oyun ve gösterdiği sevecenlikle sadece Fenerbahçe'lilerin değil tüm basketseverlerin beğenisini kazanmıştı.

O gittiği gün Fenerbahçeli olupta basketbolla alakası olmayan insanların bile gözleri dolmuştu. Çünkü bizden biri ilan etmiştik onu ve oda bizden biri gibi davranıyordu. Bayan basketbol takımı şuanda yenilmez armadaysa bunda Pondexter jenerasyonunun çok büyük katkısı var.

Daha sonra Taurasi diye birisi geldi. Cappie'den daha fazla nam salmış bir isim. Bayan basketin LeBron'u diyorlar. Hatta ABD başkanı Barrack Obama'nın kendisi için " Oynatabiliyorsanız erkek takımında da oynatın" sözüyle kutsanmış bir oyuncudur. İlk maçlarında biraz akıllarda soru işaret bıraksada takıma ve ortama alıştıkça performansında ki artış inanılmaz oldu.

Dün Milliyet gazetesinden Ümit Avcı'nın haberine göre Taurasi yasaklı madde kullanmış. Bu yüzden maçlara çıkarılmıyormuş. Sonradan edindiğimiz bilgilere göre de kullandığı madde performans arttırıcı değil, sadece keyif veren türdenmiş. Anlayacağınız ablamız keyif sürücem diye bizim keyfimizi kaçırıyor. Ceza alma ihtimali yüzde 99. Sanırım bu saatten sonra Fenerbahçe taraftarı da kabullenmez kendisini ve kapı gösterilir. Böyle bir oyuncuyu, bu şekilde kaybetmek gerçekten çok üzücü.


Onu geçtim bu kadar olay oldu, herkes bir telaş içindeyken kulüpten ne bir yalanlama nede bir açıklama geldi. Daha da komiği şuba direktörü Nedim Karakaş "olaydan haberim yok" diyor. Bu adamın haberi yoksa orda ki görevi ne lan !!!

Hay sizin de yapacağınız işin de ya...

Lefter Ve Derin Devlet !!


Haberleri okurken gözüme çarptı paylaşayım dedim. Güzel olduğu kadar düşündürücü bir hikaye ;


Kendisi Beşiktaşlı olmasına rağmen Fenerbahçe Cumhuriyeti kitabını yazan Hürriyet yazarı Yalçın Doğan, geçmişte yaşanan çok ilginç bir olayı köşesine taşıdı. Hürriyet yazarına göre derin devlet 1960'lı yıllarda ilginç bir operasyona imza atmış. 
1960'larda gizli bir el Fenerbahçe'nin milli futbolcusu Lefter Küçükandonyadis'i çizip yerine 'Berlin Kaplan'ı Turgay Şeren'i bakın hangi gerekçe ile yerleştirmiş...
- Lefter, malum Rum kökenli yurttaşımız.
60'lı yıllar tüm Rum kökenli yurttaşlanmız gibi, Lefter için de sıkıntılı dönem. Kıbns nedeniyle Türkiye ile Yunanistan savaşın eşiğine geliyor.
Koalisyon hükümeti Türkiye'de yaşayan ve fakat Türk yurttaşı olmayan Rumlann Türkiye'yi terk etmelerine karar veriyor. Ve Rumlar gidiyor.
Lefter Türk yurttaşı, o kalıyor. O kadar Türk yurttaşı ki, Türk futbol tarihinde elli kez milli formayı giyen ilk Türk futbolcusu.
Rumlar Türkiye'den aynlırken, dönemin Başbakanı İsmet Paşa'ya Lefter hatırlatılıyor, "Lefter'i sever misiniz?" İsmet Paşa Rumları kastederek:
"Lefter'i severim, ama Lefterler'i sevmem."
Rumlar Türkiye'den aynlıyor, Rum kökenli Türk yurttaşı Lefter elli kez milli olmuş, o ortamda aziz Türkiye Cumhuriyeti'nin buna dayanması mümkün değil.
ACELE BİR MAÇ
Derin devlet sektirmeden devreye giriyor.
Lefter'le milli formayı eşit giymiş Turgay var. Önümüzde de bir milli maç var. Lefter milli takıma çağrılmıyor. Lefter'i geçen Turgay 51 kez milli oluyor, en çok milli olan futbolcu unvanını kazanıyor.
Derin devlet derin bir "ohhh" çekiyor. Türkiye'nin artık Rum kökenli değil, Türk Milli Takımı'nda milli formayı en çok giyen Türk kökenli bir futbolcusu var. Hep birlikte namusumuz kurtuluyor.
En çok milli forma giymeyi Turgay elbette bileğinin hakkıyla kazanıyor.
Yıllar yılı en iyi kaleci, "Berlin Panteri" unvanıyla, yaptığı kurtanşlarla kitleleri ayağa kaldınyor.
Orası tamam.
Burada kritik nokta, derin devletin her zamanki işgüzarlığı. Şaşkın milliyetçilik takıntısı. Yerlerde sürünen zihniyetin bir parçası.

Çarşamba, Aralık 22, 2010

F.Bahçe Acıbadem Basın Toplantısı


Bugün Fenebahçe Acıbadem'in basın toplantısındaydık. Basının ilgisizliği bir yana kulübünde ilgisizliği göze çarpmadı oeğil. Sanarsın haftada bir dünya şampiyonu oluyoruz.

Resimler tarafımdan çekildi. İzinsiz kullanmazsanız sevinirim.



Salı, Aralık 21, 2010

Formadaki Palamut Varya...!




3-4 gündür Lefter'le yatıp, Lefter'le kalkıyoruz. Onun bu durumu zaten bizleri kahrederken bir de Bucaspor yenilgisi aldık bu akşam.

Futbolcuların kazanma isteği bir türlü sahada hırsa dönüşmüyor. Hissediliyor. Hepsi kazanmak, şampiyonluklar yaşamak istiyor, fakat bunu başarabilmek için takım ruhuyla mücadele etmek gerekir. Artık ligimizde hiç bir takım kolay lokma değil, bu yüzden kazanmak için istemek yetmiyor, 11 kişinin tek bir ruh gibi oynaması lazım. Aksi takdirde ligde liderin 9 puan, kupadada 2 maçta 0 puanla tatile girersiniz.

Şimdi diyeceksiniz Aykut Hocamı çıksın top oynasın tabiiki hayır ama daha iki gün önce çıkıp takımın takviyeye ihtiyacı yok diyip, bugün lig sonuncusu Buca'dan 3 gol yiyorsan orda sorgularım işte seni. Bu Serkan Kırıntılı'nın transfer hikayesinin arkaplanının kamuoyuna açıklınmasını beklemiyorum fakat bu adamı transfer edip Fenerbahçe'de forma giydirenlerin Fenerbahçe'ye yarardan çok zararı vardır.

Transfer zamanını bekleyeceğim. Umarım Aykut hoca ve yönetim, taraftarı karşılarına alacak hamleler yapmazlar.

Fenerbahçe.org Sorunsalı !

Şu siteyi bir türlü saçma sapan insanların elinden kurtaramadılar ya, daha ne diyim.

Türk Telekom Arena Deplasman Tribünü

TT Arena'da Sarı ve Lacivert



Türk Telekom Arena / Tribünsel Kadraj
















Resimlerin tamamı tarafımdan çekilmiştir. İzinsiz kullanılmaması rica olunur !

Pazartesi, Aralık 20, 2010

Lefter İçin Yapar Mıyız ?



Fenerbahçe tarihinin belki de en büyük efsanelerinden biri yaşamının en zor dönemlerinden birini geçiriyor. Şuan kendisini toparlamış olsa da ortada bir gerçek var ki Lefter gerçekten kötü durumda. Ona olan vefa borcumuzu ne yaparsak yapalım ödeyemeyiz.

Ancak şu zor günlerinde ona destek olmak için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız. Atina'dan Türkiye'ye getirildi Lefter. Hastaneye mi kaldırılır, yoksa bir evde istirahat mı verilir şuan bilemeyeceğim ama çok büyük ihtimalle bir hastane de kontrol altında tutulacak.

Şu saatten sonra bize düşen görev onu o hastaneden sapa sağlam çıkartmak. Çarşamba günü efsanemizin doğum günü. Onu ziyarete gidebilir. Hatta o hastaneden çıkana kadar kapısında nöbet bile tutabiliriz.

Bunu yapacak çok vefalı ve yürekli Fenerbahçeliler olduğuna inanıyorum.
Haksız mıyım yoksa ?

Lefter'in kalacağı yer hakkında bilgileri edindikten sonra organize birşeyler çıkacağına inanıyorum. Bu konuyu gerekli yerlerde de dile getirdim, umarım Lefter'in yüzünü güldürürüz.



 

Yüzdelerin Adamı Aziz Nezin !

Bugün Alpaslan Dikmen gibi onunda doğum günüydü..Ustayı saygıyla anıyoruz.

İyi ki Doğmuşsun...

20 Aralık 1965 - .......

Düşmanlığa Sela Verildi !

Dün Fener tribününden abilerimiz ve Beşiktaş tribününün büyükleri Eyüp Sultan'da buluşarak namaz kılmışlar. Taraftarların üstüne çökmek için hazırda bekleyenler bu buluşmadan rahatsız olabilirler ama gelecek için güzel bir adım.

Öncesi / Sonrası

Her Yaşta Tribünsel Sevda

Pazar, Aralık 19, 2010

Daha Karpuz Kesecektik..

Gemisini kurtaran kaptan!


Bu adam için artık koşmuyor,gitsin diyenler bir zahmet sussunlar. 2004-2005 sezonundan bu yana, Fenerbahçe'de forma giyen 13 forvet oyuncusu toplamda 182 gol atarken, Brezilyalı futbolcu bu sürede tek başına 106 gol atarak aslında onu istemeyenleri çoktan susturmuş olması gerek.



2004-2005 sezonundan, bu sezonun ilk yarısının sonuna kadar Fenerbahçe'nin lig maçlarında oynayan forvetler Semih 47, Nobre 34, Deivid 23, Güiza 22, Kezman 20, Anelka 14, Niang 9, Van Hooijdonk 8, Gökhan Ünal 2, Serhat Akın 2 ve Murat Hacıoğlu 1 gol attı.

Aykut Hoca ilginç bir seçim yaparak Lugano'yu yedek, Niang'ı sahayı sürdü. Niang ise düşüşüne devam etmekte. Eğer dün akşam Bekir'in yapacağı bir hatayla gol yesek bugün Aykut'u yerden yere vuracaktı herkes. Semih ve Stoch değişimliği ikinci yarı başlarken yapılabilirdi. Maç öncesi yorumlarımızda Cristian'ın yanında Gökay'ı tercih edebilir demiştik ki öyle de oldu. Bu seçim oyuncunun kendine olan güveninin artmasında olumlu bir hareket.

Bekir ise bariz bir hata yapmayarak maçı tamamladı. Zaten yanında Yobo gibi bir oyuncu varsa hata ihtimalin en alt seviyelerde oluyor. Bu adamın sene sonuna bırakılmadan bonservisi alınmalı. Kiralık gelipte bu kadar içten ve hırsla mücadele eden oyuncuya pek rastlamıyoruz ligimizde.

İlk yarıyı liderle 9 puan farkla kapamış olduk. Bu fark şampiyonluk yolunda halen iddialı olduğumuz anlamına geliyor. İlk yarı da iç saha performansımız göz kamaştırıyor ama dış sahada bu kadar kötü tablo çizmeye devam edersek sezon sonunda tepede olmamız çok zor.

Rıza hoca maçtan sonra Bilica'yı istediklerini söylemiş, inşallah parada anlaşırlar da alırlar. Biz de kurtulmuş oluruz.

Bu arada Lefter için bir tane bile pankart olmaması da büyük ayıptı.