Salı, Kasım 30, 2010

Alex 21 Özel Programı


Lig Tv yayınlanan 21’de bu haftanın konusu Fenerbahçe’nin kaptanı Alex De Souza’nun Sarı Lacivertli formayla attığı en iyi gollerdi. Acun Ilıcalı’nın da programın ilerleyen dakikalarında konuk olduğu 21’de yine birbirinden keyifli anlar vardı.



İşte bu bölümlerden bazıları;


*Kulüp başkanının kızıyla evlenmem herhalde attığım en güzel goldü.

*Uzun yıllardır Türkiye’de olmana rağmen niye fazla Türkçe konuşmuyorsun sorusuna espirili bir şekilde şöyle cevap verdi: “Türkçe’yi konuşmayı çok istemiyorum yoksa Samet işsiz kalır.”

*İstanbul’un trafiği hakkında şaka bile yapmaya başladım. Bu kenti çok seviyorum.

*Çekindiğim değil de en beğendiğim savunma oyuncusu Galatasaraylı Lucas Neill.

*Eşimden korkmuyorum ama ona müthiş saygı duyuyorum.

*Futbol sahada çokta kibar olunacak bir spor değil.


*Futbolcu olmasaydım büyük ihtimalle psikoloji okuyup, sonrasında da psikolog olurdum.



Alex hayatıyla ilgili daha birçok soruya içtenlikle cevap verirken, Acun Ilıcalı da yaptığı esprilerle herkesi güldürdü. Yıldız futbolcuya olan hayranlığını her fırsatta dile getiren Ilıcalı’nın, özellikle Alex’in tercümanı Samet ve programın sunucularından Tanem’le girdiği diyaloglar muhteşemdi.

“21” Alex De Souza özel bölümüyle Çarşamba 20.30’da Lig Tv’de.

Mevzu Türbansa, Kurallar Teferruattır!

Dün ortaöğretim mezunu Kpss adayları için sınav vardı. Ankara'da Anadolu Başkent Lisesi'nde sınava girmek isteyen türbanlı aday, görevli tarafından okula alınmayınca hanımefendi sarılıyor telefona. Prof. Dr. Ünal Yarımağan’ın istifa etmesinin ardından ÖSYM’nin başına getirilen Prof. Dr. Ali Demir durumu öğrenince bizzat okula geliyor ve türbanlı adayı sınava almayan yetkiliyi görevden alıyor, ardından kurallara göre sınava girmesi mümkün olmayan adayın 1 saat gecikmeli şekilde sınava girmesini sağladı.

Mevzu türban olunca kuralların teferruat haline geldiği ülkemizde, hala türbanlıların dışlandığını, ezilen kesimde olduğunu düşünen var mı?

Bir Zamanlar Güneşin Doğduğu Yer

Efsane Maraton

Pazartesi, Kasım 29, 2010

Alkışlar Katalunya'ya


Ne maç yorumu bekliyorsunuz ki bu oyunun ardından ? Adamlar çıktılar çatır çatır top oynadılar. Bunun izahını nasıl yapıcaksın ki ? Zaten anlatılabilir birşey olsaydı bunların oynadığı futbol dünya da tek olmazlardı. Futbolun hakkını vereni alkışlarım birader.

 

Hayırlı Bir İş

Her ne kadar düğün sahibi sayılsakta gene makinamızla ordaydık. Oğuz abime ve Melike ablama bir ömür boyu mutluluklar diliyorum.


Not: Uzun süredir çeşitli sebeplerden ertelediğimiz Oğuz Savaş röpartajı nikah telaşınında sona ermesiyle en kısa zamanda gerçekleşicek inşallah :)


Tribünsel kadrajdan nikah fotoğrafları ;





Nasıl Olur Ya?!

 
Fenerbahçe taraftarı, takımının arkasında nasıl büyük bir güç olduğunu ve gerektiğinde onu nasıl ateşlediğini dün bir kez daha herkese kanıtladı.
Bayan Basketbol Takımımızın, Galatasaray Medical Park ile oynadığı lig maçında taraftarımızın verdiği muhteşem destek, takımımızın maçı kazanmasında en büyük etken oldu.
Takımımızın geride olduğu dakikalarda dahi bir an olsun sessiz kalmayan ve fair play ruhuyla takımının yanında olan büyük Fenerbahçe taraftarı, kızlarımızı galibiyete taşıdı. Tribünde yakalanan birlik ve ben değil biz ruhu sahaya en güzel biçimde yansıdı. 
Fenerbahçe, dün bir zafere daha taraftarı ile birlikte imza attı…
Caferağa Spor Salonu’nu dolduran; takımımıza maç boyunca destek veren ve takımının gerçek anlamda bir parçası olduğunu gösteren taraftarımıza teşekkür ederiz…

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ


Hadi canım...

Altın Kapılarımız Kan Oldu Adnaaan!

Dün Galatasaray'ın aldığı 2-1'lik mağlubiyetin ardından stad çıkışında gazetecilere açıklamalarda bulunan Adnan Polat : "Galatasaray'lılık ağlamak değildir" dedikten hemen sonra bir taraftarın, eşinide yanına alarak "Her hafta ağlıyoruz" lafıyla başlayıp, " Yazık günah değil mi bize ? Her hafta 150-200'lira para veriyorum. Eşim hamile, çocuğumun rıskını buraya veriyorum, yazık değil mi? " sözleriyle devam eden tepkisiyle karşılaştı.

Gönül verdiğin takımın bu halde olmasına üzülebilirsin, tarihin en kötü dönemlerinden birine tanıklık ettiğin için kaderine bile isyan edebilirsin. Ama tuttuğun takım bu haldeyken sen verdiğin 150-200 liranın hesabını yapıyorsan, bu yolda gecesini gündüzünü verenler ne yapsın ? Madem eşin hamile, verdiğin 150-200'ün derdindesin otur evinde izle. Bir taraftara "otur evinde izle" demek Tribünsel Sevda blogunda abes kaçabilir ama böyle göte, böyle don ! 

Aslında bu taraftar profili Adnan Polat'ın Aziz Yıldırım özenticiliğinden geliyor. Fenerbahçe'nin maddi olanaklarını her daim özenmiş biri olan Adnan Polat, bizim diktatörün yaptığı hatayı yaparak taraftarlıktan çok seyirci potansiyeli yaratmaya çalışıp, yeni yapılan TT Arena'ya müşteri çekmeyi hedefledi. O yarattığı müşteri de bugün ona takımın bu halinin hesabını değil, verdiği bilet parasını sorguluyor.

Galatasaray'lı arkadaşların beklediği yeni stadlarında oluşacak ortam gerçek taraftar profilinin hevesini kursağında bırakabilir, tecrübeyle sabit. Gsbilyoner vs derken iyice endüstrinin kucağına oturan Sarı-Kırmızılı taraftarlar TT Arena'yı çıkış olarak görüyorsa çok yanılıyorlar. Orada bataklığın tamda içine düşeceksiniz aslında. Bakalım uA bu sınavdan başarıyla çıkabilecek mi ?

Hakkınızda hayırlısı.

Özak-Erdoğan-Trabzonspor

Wikileaks dalgası tüm dünyayı kavururken belgeler içinde birde Trabzonspor'la ilgili konuların yer aldığı yazılar gündeme düştü. Yazılanlara göre Erdoğan, Faruk Özak'a talimat vererek başbakanlık ödeneğinden Trabzonspor'a oyuncu alınması için bir kaç milyon dolar yardım yapılmış.

2005 yılında yapıldığı söylenen yardımın döneminde Atay Aktuğ başkandı.


2005 yılında Aksiyon dergisinin Faruk Özak'la yaptığı ropörtajda geçen konuşmanın bir kısmını yayınlayalım ;  "Maalesef bazı kesimler AK Parti'ye haksızlık yaptı. Bu dönemde de gerek ben gerek Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, Trabzonspor'a çok hizmetler verdik. Bunu söylemememiz gerekirken biz söylüyoruz. Oysa bunu başkaları söylemeliydi. Hangi partiden olursa olsun herkes Trabzonspor'a hizmet etmeli. Kim aday olursa olsun, hangi partiye rey verirse versin seçildikten sonra bizim başkanımızdır."

Pazar, Kasım 28, 2010

Önemsiz Ama Önemli Yenilgi

Neden önemli ama bir yandan da önemsiz bu derbi ? "Derbinin önemsizi mi olur kardeşim ?" dediğimiz, sürekli yendiğimiz takım olan Galatasaray'la olduğu için önemli. Ama neden önemsiz ? Yenilmemiz sadece ligde ki sıralamamızı etkileyeceği ve bunun play-offlarda bizi pek etkilemeyeceği için önemsiz.

Açıklık getirecek olursak, geçen takımdan bir arkadaşımla görüştüm. Nedir bu takımın hali, oyuncular arasında bir sorun mu var diye sordum. "Alakası yok" dedi. "Sene başında bu adamlar Dünya Şampiyonası'ndan yorgun argın geldiler. 1 hafta bile dinlenemeden burda ki hazırlıklara katıldılar. Zaten hiç birisi ligi 1. veya 8. bitirmeyi önemsemiyorlar. Onlarda biliyor işin play-off'lar da bittiğini. O yüzden bütün sene yatıp play-off'lar da kasıyorlar. Tabii biraz da iyi prime bakıyor bu işler" cevabını aldım.

Bu camianın içinden gelen biri olarak sistemi az çok bildiğimden hak verdim. Çünkü ligin rekabet ortamı taşımaması ve lig dönemini Play-off'a hazırlık olarak görmesinden dolayı düzen değişmedikçe böyle gidecek. Yenilgi bize yakışmadı ama bunda teknik heyetin suçu çok. Oyuncuları maça hazırlayamadıkları apaçık ortada. Umarım bir an önce toparlanıp, çubukluya yakışır bir mücadele sergilerler bundan sonra...

Acaba Kaç Yıldızlı Olacak ?


Denizden gelen yardımlar sayesinde yangın şuanda söndürüldü ama çatı katının tamamı ve büyük bir kısmı hasar gördü binanın. Oteli yaktılar ( ! )

90.Yılımızı Kutladık!


Saat 18.30 civarında Abdi İpekçi Spor Salonu önündeydik. 19'da başlayacak olan program yağmur ve trafik nedeniyle 19.30'a sarkmıştı. Bizde fırsat bildik dostlarla sohbet edip hasret giderdik. Öncelikle inanılmaz bilinçli bir kalabalık vardı. Ne girişlerde, nede çıkışlarda asla bir yığılma yaşanmazken, atılan sloganlar bile disiplin içerisinde yönlendirildi. Olası provakelere karşı yüzlerce yoldaşımız görevli olarak hazırda bulunuyordu. Zaten söylediğim gibi, öylesine kendini bilen bir kalabalık vardı ki salonda asla bir olayın çıkma ihtimali daha yoktu, olmadıda.

İçeri girdiğimizde öğrencilerin oturduğu bölüme yöneldik. Biraz fazla ön tarafa gitmiş olucaz ki öğrenci grubundan kopup protokolün yanında bulduk kendimizi. Kimse de ses etmeyince bizde oturduk haliyle :) Edip Akbayram'dan, Pınar Sağ'a, Erdal Erzincan'dan, Nihat Behram'a kadar bir çok tanıdık yüz oradaydı. Nazım Kumpanya Vokal Grubu ve Beyoğlu Kumpanya'nın gösterileri ise tebrik edilesi derecedeydi.


Komünizmin doğuşundan günümüze kadar, hem ülkemizde ki, hemde dünya tarihinde ki gelişimini elen alan bir program sunuldu. Kimi zaman hüzünlendik, kimi zaman coştuk ve gürledik. Fransız devrimiyle başlayan tarihi yolculuğumuzda, Paris Komünü, Birinci Dünya Savaşı, Lenin'in Çağrısı, 1917 Ekim Devrimi, Anadolu'nun İşgali, Anadolu'da Direniş, 1920 TKP Kuruluşu, Suphi'lerin Katli, Sovyetler Birliği'nde Sosyalizmin Kuruluşu, Faşizmin Yükselişi, İspanyol İç Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş, Türkiye'nin Emperyalist Sistemdeki Rolü, Türkiye'de Solun Yükselişi, Deniz Gezmiş, 12 Mart Darbesi, 70'lerde Solun Yükselişi, 12 Eylül Darbesi, Devlet Terörü, Sovyet'lerin Çözülüşü, Yeniden Partili Mücadele konuları ele alındı. Finali de Enternasyonel Marşı'nı bütün salon yumruklarımız havada okuduk.

Herşeyden önemlisi bu akşam cepheleşme çağrısında bulunduk. Çağrıyı okumak için TIKLA

Güzel ve keyifli bir akşamın ardından yeniden burdayız. Not: Resimler kendi çekimimdir.














Cumartesi, Kasım 27, 2010

"Onu Özlüyorum"


İnter'in Arjantinli forveti Diego Milito, takımın Portekizli eski teknik direktörü Jose Mourinho'yu özlüyormuş.

Mourinho'nun Real Madrid'e gitmesinin ardından düşüş yaşayan Milito, FCInternews.it internet sitesine yaptığı açıklamada, Portekizli teknik adama hayranlık duyduğunu ve Mourinho'nun kendisi için ''özel'' olduğunu söylemiş.


Milito, ''Cagliari ile oynadığımız ve geriye düştüğümüz bir maçın devre arasında benimle yaptığı konuşmadan sonra ikinci yarıda 2 gol atmıştım ve maçı kazanmıştık. Geçen yıl Mourinho ile her şeyi kazandıktan sonra yeni teknik adama adapte olmamız zor oluyor'' dedi.

St.Pauli Taraftarı Beyazperde de!


Almanya’nın ‘kategori dışı’ futbol takımı St. Pauli’nin aşkın, vefakâr ve bir o kadar da isyankâr taraftarının hikâyesi beyazperdeye aktarıldı. ‘Gegengerade: Niemand siegt am Millerntor’ (Düz Sırt: Millerntor’da kimse kazanmaz) adlı filmin yönetmen koltuğunda daha önce punk hareketiyle ilgili bir film hazırlamışlığı bulunan Alman yönetmen Tarık Ehlail oturuyor. Filmde Magnus, Kowalski, Arne, Dr. Hennings ve Baldu isimli, dünyaları birbirinden çok farklı beş St. Pauli taraftarının hikâyesi üzerinden takım için duyulan ve mantıkla açıklanamayacak tutkunun halleri anlatılıyor. Bazı bölümlerinde binlerce kişilik gerçek taraftar görüntülerinin kullanıldığı filmin oyuncu kadrosunda, Fatih Akın’ın ‘Soul Kitchen’, ‘Temmuzda’, ‘Solino’ gibi filmlerinde de rol almışlığı bulunan, Almanya’nın önde gelen oyuncularından Moritz Bleibtreu ile Mario Adorf, Natalia Avelon, Fabian Busch, Katy Karrenbauer, Wotan Wilke Mohring gibi isimler bulunuyor. Film, gelecek yıl Almanya’da gösterime çıkacak. En büyük dileğimizse St. Pauli taraftarlarının aşklarına yaklaşık bir buçuk saat boyunca saygı duruşunda bulunan filmin Misak-ı Milli sınırları içerisine de uğraması.

St. Pauli: Başka bir semt, bambaşka bir taraftar grubu
St. Pauli’deki keramet nereden geliyor? 1910’da kurulan kulübün sıradışılığının altında Almanya’nın liman kentlerinden Hamburg’daki 30 bin kişilik St. Pauli semtinin kendine özgü yapısı yatıyor. St. Pauli, 17. Yüzyıl’da kurulmasının ardından cüzamlı hastalarla başlayıp zaman içinde toplumun tüm ezilenlerine ve dışlananlarına ev sahipliği yapan bir mahal oldu. Denizcilerin uğrak yeri olması nedeniyle genelev kültürü zaman içinde oturdu. Semt bugün de Amstardam’daki Red Light’ı andıran ve hayat kadınlarıyla dolu, bol sex shop’lu geniş bir caddeye sahip durumda. Almanya’daki punk hareketinin zamanında güçlü olduğu, her daim muhalif bir damara sahip olan semtte bugün yaşayanların dörtte biri göçmen kökenli. Sokakları genelevlerle, barlarla, grafitili, isyankâr sloganlı duvarlarla, kırık bira şişeleriyle dolu bu semtin kulübü de haliyle farklı oluyor.

“Faşistleri s..tir edin Türkler’le kardeşiz”
Taraftarlar her maçta ellerinde Marx ve Che posterleri, kara-kızıl flamaları, sembolleri kuru kafalı bayrakları (Kurukafa Hamburg’da zamanında zenginleri soyup malları fakirlere dağıtan korsan Störtebeker efsanesini temsil ediyor), biraları, anti-faşist sloganları ve şarkılarıyla Millerntor Stadı’nı doldurup yenilseler bile bir şenlik havası estiriyor. Taraftarların duyarlı olduğu konular saymakla bitmez. 1993’te Solingen kentinde Neo-Naziler’in ev yakıp beş Türkiyeli’yi katletmeleri sonrası Türkçe açtıkları ‘Faşistleri s..tir edin, biz hepimiz kardeşiz!’ pankartı sadece bir örnek (Kadrosunda daha önce de Türkiye kökenli futbolcuların bulunduğu takımda bu sezonda da kolunda Dersim 63 dövmesi bulunan Türkiye kökenli futbolcu Deniz Naki oynuyor). Kulüp aynı zamanda uluslararası alanda da sol açıktan top koşturuyor. Takımın FİFA üyesi olmayan ülkelerin takımlarına 2006 FIFI Dünya Kupası’nda ev sahipliği yapması bunun güzide örneklerinden. Her ülkenin kendi adıyla katıldığı ve KKTC’nin şampiyon olduğu kupaya St. Pauli’nin kendi adıyla katılması da cabası.

St. Pauli bugünlerde tarihinin en iyi dönemlerinden birini yaşıyor. Yıllar boyunca birçok kez Almanlar’ın birinci ligi Bundesliga’ya çıkıp geri düşen takım 2004’te üçüncü lige kadar düştü, büyük bir mali krize girdi ve amatör kümeye düşmenin eşiğinden döndü. Ama yardıma St. Pauli ruhu yetişti! Kulübün o dönemdeki eğlence merkezi işletmecisi eşcinsel başkanı Corny Littmann’ın liderliğinde tişört satışından özel maçlara mali gelir getiren kampanyalar düzenlendi ve bu arada takım da kendini toparlamaya başladı. Ve St. Pauli bu sezon yeniden Bundesliga’ya yükseldi. Ama has St. Pauli taraftarı için değişen bir şey yok. Hatta onlar endüstriyelleşmeden ve moda olduğu için tribünlerine doluşan cüzdanı kalın gençlerden de rahatsızlar. Amatör lige de düşse, yenilse de yense has taraftarı hep onunla…
Birgun.Net

Nostalji # 18

Son bir kaç gündür hakkında hapis istemiyle yargılanacağı söylemleri dolaşıyor... Aman Şeytan! Sakata gelme!

Ülkeye Şeriat Gelecek Diyenlere !


Biz boşuna telaş yapmışız lan ! Adam 1980'lerde durumu kökünden halletmiş zaten ! Eyüp Aşık denen zat bir dönem ülkemizde Devlet Bakanı'ydı. Çakıcı'nın korkutmasıyla istifa eden, sonradan rüşvet aldığı ortaya çıkan, Mesut Yılmaz'ın çantacılığını ve sahtekarlığını üstlenen birisidir. En son DP'de Mehmet Ağar istifa edince kendiside siyasetten elini ayağını çekmişti, sonra naptı bilmiyorum, bilen varsa aydınlatsın bizi lütfen...

Cuma, Kasım 26, 2010

Lick Tv İş Başında !


Barış Kuyucu protestomuz yaklaşık 1 aydır devam ediyor. Yaptığı hiç bir insanoğlu tarafından onaylanmazken, kendiside özür dilemiş fakat biz özürden fazlasını istemeye devam etmiştik... Ediyoruz da... Son Buca maçında da Maraton Üst A-B blokta pankart ve afişlerle Barış Kuyucu'yu istifaya davet etmiş, tezahuratlarla tepkimizi göstermiştik.

Fakat aradan geçen zaman içinde yayıncı kuruluş tarafından tek satır bile haber değeri taşımayan bu olaydan sonra bir kardeşimin uyarısıyla bugün Lig Tv sitesinde yayınlanan bir haberle karşılaştım. Çarşı Çakır'a Karşı başlığı taşıyan habere göre forzabesiktas'ta taraftarlar Çakır'ın yönetimine güvenmediklerini dile getiriyorlarmış. Sizin haberciliğiniz ve tarafsızlığınıza zaten şu saatten sonra bişey denmez. Bu ne ilk, ne de son vukuatınız olacak. Ama unutmayın ki karşınıza aldığınız Fenerbahçe camiasıdır.

Not: Üstüne üstlük resimde Delgado var, söyleseydiniz ben arşivden yeni sezonda çekilmiş bi Cüneyt Çakır resmi atardım size 

Ya Ben Bilmiyorum ! Ya da Bi Bokluk Var

Ya ben ofsaytı bilmiyorum yada Pes 2011'e ofsayt kuralını koymamışlar. 


Adam ortayı açtığında kimin ofsaytta olduğunu görebiliyoruz açıkça...


Ofsaytta ki şahıs topa vuruyor...


Direkten dönen topu daha sonra gene kendisi tamamlıyor.. Ve gol...Eee Ofsayt ?


Not: Sarı kartlık faullerimede üst üste 2 kırmızı verdi Yobo ve Gökhan Gönül'ü attı...Sonra Lugano'yu attı golden önce..

Oyun gerçekçide bu kadarda değil !!

Fenerbahçe Ülker Arena

Yakında zaferlere buradan devam edeceğiz !

Balıklar Yok Olmasın !



Böyle devam ederse dünyadaki balık stokları 2050’de tükenecek. Büyük balıkların %90’ı çoktan yakalandı. Toplam balık stoklarının %60’ı çoktan bitti. Balıkların bittiği gün deniz yaşamı da bitecek.




Oysa hala zaman var. Büyük balıkların yüzde 10’u hala hayatta, balıkların yüzde 40’ı hala denizlerdeki ekosistemi beslemeye devam ediyor. Bugün yavru balık avını durdurabilirsek yarın herşeyi düzeltebiliriz.




Eyleme katılın! Tarım Bakanlığı’ndan yavru balık satışını engellemesini ve yasal balık boylarını düzenlemesini isteyin. Denizlerden vazgeçmeyin!


TIKLAYIN

Perşembe, Kasım 25, 2010

Ankaragücü, Sosyalizm ve 12 Eylül


"Emekçilerin takımı" olduğu için Ankaragücü taraftarı olduğunu söyleyen Metin Çulhaoğlu, artık taraftarlar yüzünden maça gidemediğini belirterek, bu dönüşümde 12 Eylül'ün rolüne işaret etti.

Kendisi de bir “taraftar” olan Türkiye Komünist Partisi MK Üyesi, Birgün ve soL yazarı Metin Çulhaoğlu ile geçmişten bugüne Türkiye’de futbol-taraftar ilişkisini ve kendisinin nasıl taraftar olduğunu konuştuk. Çulhaoğlu hangi takımı neden tuttuğunu anlatırken, bize futbol üzerinden geçmişten bugüne devinen Türkiye’deki siyasal atmosfere ve bunun emekçi profilini nasıl değiştirdiğine ilişkin ipuçları verdi…

Sizin Ankaragücü taraftarı olduğunuz biliniyor. Gerçekten futbolla ilgileniyor ve takım tutuyor musunuz?
Metin Çulhaoğlu:Ben gerçekten Ankaragücü taraftarıyım… Şu sıralar ne kadar iyi bir taraftar olduğum tartışma götürür, ama bu işin evveliyatına gidersek sanırım neden Ankaragücü taraftarı olduğum ortaya çıkar.

Peki, o halde şöyle soralım. Neden “Ankaragücü” taraftarısınız?
1965 de yükseköğretim için Ankara’ya geldim. Futbola merakım vardı. Zaman zaman oynardım ve maç izlemekten zevk alırdım. Ankara’da maçlara gitmeye başladım. Ben 65’te 17-18 yaşlarındayken sosyalizme belirli bir ilgim vardı şimdi maçlara gittikçe beni Ankara takımlarının farklılığı çarptı ve şunu düşünmeye başladım o zamanki naif düşünce sistemi içerisinde: “Yarın Türkiye de sosyalizm geldiğinde İstanbul kulüpleri ne kadar kalır orası şaibeli, ama Ankara’daki müessese takımları kamu takımları kalır. Spartak Moskova gibi Levski Sofya gibi… Şunu düşünebiliyor musunuz o dönem Ankara da 4-5 takım var ve bunlardan Ankara Demirspor Devlet Demiryolları’nın Ankaragücü MKE’nin Şekerspor ise şeker fabrikalarının takımı. Bunun dışında müessese takımı olmayan iki takım vardı. Biri Hacettepe diğeri Gençlerbirliği…
Şimdi ben maçlara gittikçe dikkatimi taraftar profilleri çekmeye başladı. Örneğin Hacettepe taraftarları, kulübün müessese takımı olmamasına rağmen Ankara’nın Hacettepe semtinden bugünkü tabiri ile lümpen diyebileceğimiz insanlardı. Gençlerbirilği taraftarları ise tam bir kolejli profili veriyordu TED’li, Siyasal Bilgiler’den ya da yüksek bürokrat tiplerdi. Ankaragücü ve diğer takımlarda ise daha bir emekçi profili vardı, ama altını çizmek istiyorum 60’lı yıllarda bu insanlar bugünkü emekçi profilinden çok farklıydı. Bugün daha bıçkın, daha lümpen, daha galiz küfürler eden daha terbiyesizce işler yapan taraftar profilinden farklı olarak… 60’lı yıllardaki emekçi taraftarlar, daha “nezih” insanlardı. Gerçekten, takımı gol atınca alkışlayan gol yiyince üzülen, ağzından nadiren küfür çıkan insanlardı. Rakip taraftarlarla uğraşmak rakip futbolcularla uğraşmak gibi şeyler o zamanlar pek yok… Neticede ben bu takımlara bakınca o seyirci profilinin üstüne Ankaragücü ağır sanayi takımı, bende şunu uyandırdı: Şimdilerde Türkiye sosyalist olduğunda, Ankaragücü de ülkenin planlı kalkınmasında payı olacak büyük sanayi kuruluşlarının takımı gibi bir şey olacaktı ve ben de Ankaragücü taraftarı oldum.

Yani Ankaragücü taraftarı olmanızda solcu olmanızın payı var…
Açık söylemek gerekirse, benim gibi insanlar genellikle pek haz etmezlerdi Gençlerbirliği’nden… Daha kolejli bir görünümü vardı. Bu düşüncede yalnız olmadığımı da bir kitap karıştırınca öğrendim. Şu anda cezaevinde olan Sarp Kuray’ın babası da o zamanlar Ankara valisiydi. Benzer bir tespitte bulunmuş. Gençlerbirliği tuzu kuru olanların hali vakti yerinde olanların takımı Ankaragücü ise emekçilerin takımı…

Peki bugün “Gökçeklerin” Ankaragücü’nü takip ediyor musunuz?
Diyebilirim ki, 60’lı yılların sonundan itibaren yaklaşık 40 yıldır Ankaragücü taraftarıyım… Ankaragücü iyi sonuçlar aldığında seviniyorum kötü sonuç aldığında üzülüyorum. Ama şunu hemen belirteyim: ben artık Ankaragücü maçlarına gitmekten zevk almıyorum. Üç senedir gitmiyorum maçlara. Nedenim de şu son derece çıkarcı, lümpen ve sadece küfür ettiği zaman rahatlayabilen taraftarın, kulüp içindeki saflaşmaların piyonu durumuna düşmüş, parasız bilet için her türlü bir bindirilmiş kıta görevine hazır lümpen bir taraftar profili çiziyor olması. Tüm Ankaragücü taraftarları böyle değil, ama bu profil daha ağır basmaya başlıyor. Ben eskiden maç izlemeye gittiğimde futbol izlemekten zevk alırdım. Çünkü insanı meşgul eden, dikkat kaydırıcı başka bir şey yoktu. Sahadaki futbola konsantre oluyordum… Şimdi gürültücü bir taraftar kesimi, maçla hemen hemen hiç ilgisi olmayan, maç boyunca sırtı futbola dönük, hadi oturun hadi kalkın diyen futbol izlemekten çok “demostrosyon” yapmaya gelmiş ve deşarj olan bir kitle durumuna düşürüyor. O yüzden zevk almıyorum.


Yaptığınız betimlemelerde “şimdi” ve “önceden” diye iki süreç belirtiniz, sizin taraftarlığınız ve genel taraftar profili için. İki farklı süreci birbirinden ayıran ne oldu?
Şimdi çok net bir şey söylemek gerekirse dönüm noktası 12 Eylül… 12 Eylül ile beraber futbol anlayışı ve taraftar profilinde çok radikal bir kopuş meydana geldi… Maçla ilgilenen maça konsantre olan bir seyirci kitlesi varken, 12 Eylül’le birlikte birden bire statlar şoven histerik bir milliyetçiliğin yuvası oldu… 12 Eylül’den sonra gittiğim üç yıldaki maçlarda “Ermeni uşağı katil Fransa” sloganı attırılırdı. O zamanlar Ermeniler yurtdışında Türk diplomatlarına dönük silahlı saldırıda bulunuyor ve insanlar ölüyordu. Artık o amigo denen tip de, arkası sahaya yüzü seyirciye dönük olarak, takıma değil de o zaman Türkiye’nin gündeminde hangi siyasi olay varsa hangi “dış düşman varsa” onun aleyhine küfürlü tezahürat yaptıran insanlar haline dönüşmeye başladı. Nitekim daha sonra PKK protestolarıyla bu iş zıvanadan çıkmış bir haldi.
alıntıdır.

Fener Lige Isındı



Hakemler: Sadık Deda, Hamza Işın, Mustafa Ayan
 
Zonguldakspor
 
Fenerbahçe
 
Hava açık... Saha zemini futbola elverişli... Tahminen 8 bin seyirci karşılaşmayı takip ediyor.
 
13. Dakikada Kayhan, 15. dakikada Adnan, 22. dakikada yine Kayhan’ın şutlarını Alptekin ve Lukovcan çeldi. İlk yarı golsüz bitti.
 
İkinci yarıda oyun üstünlüğünü Fenerbahçe ele geçirdi. Rakip kaleye ‘temkinli’ ataklarla giden Sarı-Lacivertliler 74. dakikada golü buldu.
 
Ceza alanı yayı üzerinden kazanılan serbest atışı Pesiç, Birol ve Kayhan bıraktı. Durmuş akıllı şutladı ve ağları havalandırdı.
“Cesaretlenen” Fenerbahçe rekibinin daha çok üstüne gitmeye başladı. 89. dakikada Kayhan’ın sağdan ortasına Şenol bomboş kafa vurdu. Ancak top direkten döndü ve maç 1-0 sona erdi.
: Lukovcan, İsmail, Nezihi, Pesiç, Sedat, Birol, Müjdat, Osman, Durmuş, Şenol, Kayhan
: Alptekin, Abdülkerim, Mustafa, Muammer, Turgay, Hamit, Adnan, Cavit, Bülent, Hakkı, Harun

Salı, Kasım 23, 2010

Fenerbahçemiz 5-2 Bucaspor / Maçtan Notlar




Beklenildiği gibi bu akşam sahadan zaferle ayrılan Fenerbahçemiz oldu. İlk yarıda ki güzel futbolla 3000. golü Alex'in atması bir arada olunca uzun süre sonra keyif alabildiğim bir maç. Hayatımda ilk defa bir maça geç kaldım, ama ligde rakiplerimizin puanlar kaybettiği haftada galip gelmekte bunun nazar boncuğu olsun diyelim.


Geç girdiğim için ilk golü koridordaki televizyonlardan izleme şansı buldum. Daha sonra oynanan oyunda dirençli ve hızlı futbol oynamaya çalıştık. Özellikle Stoch'u kullanarak sol kanattan atak geliştirme çabalarımız sonuç vermeyince sağ kanadı denedik. 3. golde Gökhan'ın ortasıyla geldi zaten. Ancak Stoch'un Hollanda ligindeki adam geçme kabiliyetinde düşüş var. Freni patlamış kamyon gibi kaptırıp gidiyor. Kafasını çok geç kaldırıyor ve etrafında müsait pozisyondaki arkadaşlarını göremiyor. Tribünden gördüğüm kadarıyla Niang baya bi tepki gösteriyor Slovak oyuncuya. 


Bugün sahada yeni Emre'miz vardı. Her ne kadar fizik ve kondisyon olarak hala aşağıdalarda olsada eminim biraz güç ve dayanıklılık yüklemesiyle altyapımızdan kendi Emre'mizi yaratabiliriz. Oyunu iyi süzebiliyor ve rakip tam oyun kuracakken biranda tepesine biniyor. Eksikleri dolayısıyla ikili mücadelelerde biraz zayıf kalsada eminim en kısa zamanda kendini geliştirecektir. Bu konuda tek üzüldüğüm Abdülkadir gibi bir oyuncumuzun İstanbul Büyükşehir Belediyesinde sürünmesidir. Umarım Gökay'ı da bu şekilde harcamazlar.


Skor 5-2 olsada zaman zaman Bucaspor yakaladığı pozisyonları değerlendirebilseydi çok daha farklı bir sonuçla karşılaşabilirdik. Kimi zaman Volkan'a takılan İzmir ekibi oyuncuları, kimi zamanda gol atmamak için adeta birbirleriyle yarıştılar. Hele 2. yarıda yakaladıkları bir gol şansını bu kadar hunharca harcamaları, Bucaspor'un neden küme düşme potasında olduğunu açıklar nitelikteydi. İkinci yarı oyuna giren bir ismi söyledi  anonsçu...Bucaspor'da oyuncu değişikliği, giren oyuncu: Ali Güneş...Yahu bu adam bırakmadı mı futbolu..Yok artık dedim içimden..


Defansta Yobo varken için çok rahat ancak yanında ki Bekir saatli bomba gibi duruyor. Santos'ta Caner'den daha fazla güven veren futboluyla Aykut Kocaman'a nazire yapıyordu sanki. Ancak Cristian'da halen bir değişme yok. Adam aynı umursamazlıkla futbolunu oynamaya devam ediyor.Maç sonunda tüm takım tribünleri alkışlarken o çağırılmasına rağmen tünelin yolunu tuttu. Hakkında hayırlısı diyelim...


Tribünlerimiz ise bugün gene bir faciaydı...Bilmiyorum beğenenler olmuş ama maç 3-0 bizim söylediğimiz beste; " Ben seniiii kalbimde en derinlere sakladım ". Evet çok güzel beste, sözleri vs on numara ama abi maç 3-0 koparmışız yapılır mı bu ? Barış Kuyucu gibi bir malzeme var elimizde, daha 2-3 gün önce Akatlar'da Çarşı maçı bırakıp sadece bize ve oyuncularımıza küfür etmiş biz nelerin peşindeyiz. Hadi dedik daha 30. dakika olmayabilir ama dakika 70 oldu 80 oldu bizim tribünlerden hala "Bizim için saldır Kanarya" diye tezahurat yapılıyor. Ciddi ciddi merak ettim bian bütün tribün iddiada +7 oynadıda o yüzden mi hala saldırın diye bağırıyor diye. Çünkü 7. gol geldi dakika oldu 88 biz daha yeni futbolculara bağırıyoruz.


Neyse fazla uzatmadan bitirelim...Bu galibiyetin bir anlamı olması için haftayada Olimpiyat'ta galip gelmemiz gerek. Hadi hayırlısı...   

Pazartesi, Kasım 22, 2010

Nostalji #16

Galatasaray İstanbul'da Xamax'ı 5-0 yener...Ancak sahaya atılan paralardan dolayı yaralanan Xamax'lı futbolcu ve yan hakem sebep gösterilerek maçı tekrar etme kararı alırlar. Bu karar Türk medyasında yabancıların Türk düşmanlığı olarak lanse edilir ve yukarda ki karikatür Milliyet gazetesine manşet olur....

Pazar, Kasım 21, 2010

Biz dünya yıldızı seviyoruz (!)

İversonnnn, iversonnnn, Allen iversooooonnn, Beşiktaş'ın çocuğu Allen İverson...

Bu seslerle başladık maça..Takım tek tek koridordan geçerken en son İverson gelmiş, tribünler fena halde gaz olmuştu. İçimden bu gazla İverson bizi mahfeder diyecektim ki, Ömer'in dünya yıldızı dedikleri İverson'ı savunduğunu görünce "bu maç bizim" dedim.

Ömer beni yanıltmayıp o "Beşiktaş'ın çocuğuna!" sadece 2 sayı attırmış, 2'de top kaybı yaptırmıştı. Zaten İverson'da Ömer kenardayken atabilmişti o basketi. İlk yarıya kadar Beşiktaş maçı önde götürmüş, Fenerbahçe sürekli takip içerisindeydi. Maçın başlarında Fenerbahçe beklediğimiz savunmayı yapamazken hücumlarda istenildiği gibi değildi.

2. periyot kendine gelen Fenerbahçe devreyi 35-40 önde bitirmesini bilmişti. Yalnız Beşiktaş taraftarı takımına desteğe değil Fenerbahçeli basketçilerin annelerine küfür etmeye gelmişti. Kadınlar bile Mirsad'ın, Ömer'in, Kaya'nın annesine küfür ediyordu. Özellikle Kaya'ya yapılan "Eşcinsel Kaya" tezahuratı yok artık dedirtti. Bu adam Beşiktaşta da oynadı, acaba Kaya eşcinsel olduğunu taraftarlara tattırmış olabilir mi diye düşünmedim değil!.. Hele o Cevher denen yaratık yok mu?! Adam basket oynamaya değil taraftarı kışkırtmaya, hakeme itiraz etmeye gelmiş resmen..

2. devrede kontrolü kaybetmeyen Fenerbahçe maçı dengede tutmasını bildi, sahaya atılan çakmaklardan paralardan bizde nasibimizi aldık ama Fener'e can feda.. Maçın bitimiyle oyuncular soyunma odasına kaçarken, sevinçlerini soyunma odasında yaşadılar. Bu arada son periyotta Mirsad'la Ömer'in tartışması tatsızlık yaratsada, Kinsey'in Beşiktaş taraftarlarını çıldırtması saha kenarında gülme krizine girmeme sebep oldu.. Sonuçta dünya yıldızınızda olsa Fenerbahçe'yle oynadığınızın farkına varın... Fenerbahçem dünya yıldızı seviyor(!)

Maçta çektiğim resimler ;