Pazar, Ekim 31, 2010

Üniversite Kış Oyunları / Erzurum


En son yazımızı 2 gün önce yazdık. Malum iş hayatı etkiliyor ister istemez, hele yoğun bir ortama girdiyseniz çoğu şeyden uzak kalabiliyorsunuz. Sevdiğinizden bile. Neyse efendiler, duyduk ki Erzurum Üniversite Kış Oyunlarına hazırlık maksadıyla ve tesislerin testi amacıyla bir kaç turnuva düzenlenicekmiş bu hafta sonu. Nene Hatun Curling Turnuvası ve Artistik Buz Pateni Cumhuriyet Kupası Test Yarışması. Kaçırmak olmaz. Hele Curling milli takımının içine girdiği skandaldan sonra!!. Cuma sabahı Erzurum'a gittik. Bugün öğlen İstanbul'a geri dönüş yaptık eğlenceli bir kafileyle beraber.

Erzurum'a vardığımızda müsabakaları izlemeye gitmeden önce bir güzel karnımızı doyuralım dedik. İstanbul'da Dadaş'lara ziyarete gideceğimi duyan herkes Cağ kebabı ye diye tutturdular. Merak ettik yedik. Gerçekten bahsedildiği kadar lezzetli ve yedikçe yemek istediğiniz tadına doyum olmayan birşey. Gittiğimiz mekanın adı Gel Gör'dü, yolunuz düşerse uğramanızı tavsiye ederim. Siz daha bitanesini ağzınıza atarken diğeri geliyor. Sorduk, bir kişi en fazla kaç tane yiyebilir bundan diye, 33 şiş yiyen birisi varmış. Adamın resmide mekanın girişine asılmış. Giderken bir de not bırakmış "34 yapan olursa bana haber verin". Artık siz düşünün nasıl birşey olduğunu. Düşünmenize yardım edelim buda resmi ;

Karnımızı doyurduktan sonra Curling müsabakalarının yapıldığı salona vardık. Salon gayet güzel ancak çevre düzenlemesi ve planlamasında hala sorunlar var. Eminim yollar falan oyunlar başlayana kadar yetişecektir ancak bu tür salonları gecekonduların arasına yapmak ülkemize gelecek insanların gözünde kötü bir intiba yaratabilir. Bu oyunlar için milyarlarca para harcandı. Bir kısmınıda bu gecekonduların onarımına harcasaydınız kimse size "nereye harcadınız bu parayı kardeşim"diye hesap sormazdı. 

Curling bayan milli takımımız sanırım hala işi tam olarak çözememişler. İsviçre'ye 12-2 yenildiler. Yenilgi olabilir normaldir ama o buzun üstünde kaydırdıkları şeyi hızlı attıklarını bilmelerine rağmen neden bütün müsabaka boyunca hızlı atmaya devam ettiklerine anlam veremedim açıkçası. Erkek takımı biraz daha kavramışlar mevzuyu. Ama normal. Çünkü Avrupa'da bu spor çok yaygın ve bizim milli takımımız daha geçen yıl kuruldu. Curling'in anavatanı olan İskoçya'dan getirilen bir hoca sayesinde bu sporu öğrenmeye başladık ülke olarak. Hayırlısı olsun diyelim artık. Bu arada çıkan skandal haberlerine ilişkin olarakta Federasyon başkanı " Disiplin kurulunu çağırdık, ancak ben zannetmiyorum ki bu çocuklar yanlış birşey yapsınlar. Hepimiz genç olduk. Elbette hatalar olabilir, ama diyorum ki 'taşı günahsız olanınız atsın'." açıklamasıyla milli takımdaki oyuncuların arkasında olduğunu belirtti.

Kısaca özetlemek gerekirse tesislerin tamamı neredeyse tamamlanmış durumda. Çevre düzenlemeleri tüm hızıyla devam ediyor ki Gençlik ve Spor Erzurum İl Müdürü'nün söylediğine göre FISU yetkilileri tesisleri görünce ağlamışlar. Başta curling olmak üzere bu sporlara böyle değer verildiğini görmek onları duygulandırmış ve kış olimpiyatlarını ülkemize vermeyi ciddi ciddi düşünmeye başlamışlar. Açıkçası şuan için tek dileğim bu oyunlar bittikten sonra oraya yapılan bu tesislerin çürümeye bırakılmaması.

Bir kaç tane Erzurum Evleri resmiyle yazımızda noktalayalım ;

Perşembe, Ekim 28, 2010

2007 -

Ben öyle edebiyat yapamıyorum bu aşk konularında. Seviyosak eğer; candan, uğrunda ölecek kadar seviyoruzdur kardeşim evirip çevirmeye gerek yok.

3 yıldır beni çekmeyi nasıl başardın bilmiyorum ama ilerliyen yıllarda, bu sabrından dolayı devlet tarafından üstün hizmet madalyasıyla ödüllendirileceğine şüphem yok.

Bu yıldönümünde yanında olamicam. Belki de bu bizi sınamak için bir sınav ve biz bu sınavdan AA alıcaz. Döndüğümde de bunu kutlicaz. 

Beraber yaşlanmak üzere
Nice mutlu yıllara...


Seni Seviyorum

Salı, Ekim 26, 2010

Alex Yarar mı Zarar mı ?


Pazar akşamı oynanan derbide belki gol yoktu ama onun dışında herşey vardı. Galatasaray’ın beklenmedik iyi oyunu ve Fenerbahçe’nin derbi havasına girememesi, yıllar sonra Kadıköy’de Sarı-Kırmızılılara galibiyet getirebilirdi. Ancak kaleci Volkan’ın kurtarışları ve Gökhan Gönül’ül çizgiden çıkardığı top buna müsade etmedi.

Tüm bunlar konuşulurken çok fazla dile getirilemeyen bir başka konu ise Fenerbahçemizin kaptanı Alex’in derbi performansıydı. Yıllardır büyük maçlarda varlık gösteremediği, sahada gezindiği konusunda eleştirilen Brezilya’lı, dün akşam ki maçta da yokları oynadı. Sambacı, 70. dakikada oyundan çıkarken tribünden açıkça olmasada homurdanmalar duyuldu 

Lig tv’de Alex’i yorumlayan Markus Merk “Sadece ölü toplara gidiyor. Mücadele etmiyor” yorumunda bulunurken, birçok yorumcu derbi sonrası konuşmalarında Brezilya’lının takımın hızını kestiği iddialarını dile getirdi. Ki bana görede çok doğru bi tepitti. Artık o raddeye gelmişki kendi aramızda bile “Alex hayranları” ve “Alex karşıtları” olarak ikiye ayrılmış durumdayız.

Bu sene sözleşmesi bitecek olan yıldız futbolcunun sezon sonu kalıp kalmayacağı ise merak konusu. Aziz Yıldırım’ın takımda tutmak istiyo ama Alex ise futbol hayatına Brezilya’da son vermek istediği için Cruziero’ya gitmek istiyor.

Bana kalırsa daha fazla geç kalmadan, biran evvel uzaklaşsın burdan. Bizde onu hep efsane olarak hatırlayalım.

Pazartesi, Ekim 25, 2010

Ayaklar Yere Basmayınca...



Beklediğim bir sonuçtu dersem yalan olmaz. Çünkü bütün hafta boyunca. haddinden fazla başı döndürülmüş bir Fenerbahçe vardı. Daha maçtan günler öncesinde Fenerium'da basılan Dejavu tişörtleri bile rehavete ne denli kapıldığının  göstergesiydi camianın.


Yönetim her ne kadar yaptığı yanlışı farkedip açıklamalar yapsa da Ali Koç ve futbolcular vasıtasıyla bir kere hata yapılmış ve bütün takımın demoralize olmasını sağlamıştı. Artı olarak rakibi de ekstra hırsa boğmuş oldu bu hareketiyle. Bir gün önce Dejavu diye tişört bastır. ertesi gün rehavete kapılmayın diye taraftarına uyarıcı bildiri yayınla. Adama kıçıyla gülerler. Ki güldüler de. Şimdi o tişörtleri Aziz Yıldırım alsın evde yatarken giysin. Buda eminim ders olmuştur kendilerine.

Cumartesi, Ekim 23, 2010

F.Bahçe-G.Saray İlk Milli Lig Finali



Bu çok büyük bir maçtı. İki tarafta finale ellerdinden geldiğince ciddi bir şekilde hazırlanmışlardı. Biliyorlardı ki 165. randevu çok çetin geçecekti. galatasaray avantajlı olmasına rağmen gene de çekiniyor  “ezeli rakibimiz kupayı bize kolay kolay vermez”diyordu.

Çarşamba, Ekim 20, 2010

Sporda Şiddet Yasası

Sporda Şiddeti Önleme Yasası yakında çıkacak. Bu konuda herkesin fikri alınırken, yasanın direk muhattabı olan taraftarlar yok sayılıyor. Şu ana kadar yapılan uygulamalarda, hapis, para ve maça girememe cezalarını sadece taraftarlar aldı. Üstelik çoğu delilsiz, tanıksız. Bu temelsiz cezalar yavaş yavaş mahkemelerde düşüyor. Çünkü mahkemeler İl Güvenlik Kurul`larından görüntü istiyor onlar da veremiyor. Allahtan mahkemeler var da bu hukuksuzluk yavaş yavaş sona eriyor.

Terim ilk kez Fener'le karşılaştı

Fatih Terim, Galatasaray formasıyla ilk Fenerbahçe maçına 27 Ekim 1974’te çıkmıştı. Adana Demirspor’da büyük çıkış yakaladıktan sonra Sarı-Kırmızılı ekibe transfer olmuş, bu forma altında oynadığı ilk derbi 0-0 olarak sonuçlanmıştı.

Fenerbahçe : Yavuz - Niyazi - Yılmaz - Ziya - Serkan - Ersoy - Zafer - Selahattin - Osman - Cemil - Mustafa

Teknik Direktör : Didi

Salı, Ekim 19, 2010

Orayı Yıkarlar !!!


Kaldığımız yerden devam edicez...

Karakterli Fenerbahçe !

Sene başında oynanan futbol kimseye umut vermezken Aykut Kocaman değişimin yavaş yavaş olacağını söylüyordu. Avrupadan elenmiş ve annemizin ligine dönmüştük, eleştirdiğimiz noktalar tabii vardı ama Aykut'a olan desteğimiz hiç bir zaman sekteye uğramadı.

Pazartesi, Ekim 18, 2010

Konya'dan Bir Anı

Mustafa Kemal yıllar önce gelebilecek tehlikeleri görüp din ve devlet işlerini birbirinden ayırmıştı. Ama ne yazık ki biz bu bayrağı daha ileriye taşıyacağımıza yerimizde saydık. Hatta geriye bile yürüdük.

Cumartesi, Ekim 16, 2010

Kontenjan Yarar Mı Zarar Mı ?

Son günlerde kamuoyunu meşgul eden ulusal takımın kötü futbolu, birçok konunun da tekrardan gündeme gelmesini sağladı. Bunlardan en önemlisi ise Türk futbolunda yeni bir jenerasyon yaratılamadığı söylentisi.

Kulüpler için uygulanan yabancı kontenjanı buna sebep olarak gösteriliyor. Yabancı futbolcuların çokluğu sebebiyle Türk oyuncuların fazla şans bulamadığı, yetişen genç yıldızların önünün kapatıldığı iddiaları tekrar tartışılmaya başlandı. Özellikle federasyonun kararı ile 6+2 kuralının 6+2+2'ye çıkarılması uzun süre konuşulmuştu.

Kapak Öyle Değil Böyle Olur


Adamı böyle mal ederler

Cuma, Ekim 15, 2010

Fenerbahçe 4-2 Wacker

Pazar günü Kadıköy sayılı günlerinden birini yaşadı. Ve kısa zamanda muazzam beton tribünlerle takviye edilerek modern bir hale getirilen Fenerbahçe stadının açılış merasimi yapılarak, Fenerbahçe birinci futbol takımı Avusturyanın wacker takımı ile karşılaştı.

Sahaya önce Wacker ardından Fenerbahçeli oyuncular çıkarak halkı selamladılar.

Perşembe, Ekim 14, 2010

Tahir Kıran ile Aziz Yıldırım Flörtü



Bir dönem Aziz Yıldırım'ın kurmayları arasında bulunan Tahir Kıran, Fenerbahçe Başkanı ile yaşadığı sorunlar nedeniyle kulüp üyeliğinden ihraç edilmişti. Ardından Fenerbahçe içerisinde en sert muhalefet kanadını oluşturan Tahir Kıran, son günlerde çıkan haberlerden sonra Aziz Yıldırım'la barış imzaladıklarını yalanlamıyor.

Hazım Cantez Vefat Etti

Fenerbahçemizin eski kalecilerinden Hazım Cantez vefat etti. 1962-1968 yılları arasında kalemizi koruyan Cantez'in yarın Bakırköy Osmaniye Hamidiye Camii'nde kılınacak öğle namazına müteakip toprağa verilecek.
Merhuma tanrıdan rahmet, sevenlerine sabır dilerim.

Çarşamba, Ekim 13, 2010

Eski Wembley Stadyumu


1923 yılında  Londra'nın ufak kazalarından başka bir şey olmayan Wembley'in ismi bugün dünyanın her tarafında duyulmuştur. Bu stadyumu meydana getirmek kolay bir iş değildi elbette. 250.000 ton toprak kaldırıp 25.000 ton çimento, 1,500 ton çelik ve yarım milyon ton perçin kullanılmıştı bu devasa stad için. 750.000 sterline mal olmuştur, 300 günde inşası tamamlanan stadyumun açılma törenini bekliyordu herkes.

Pazartesi, Ekim 11, 2010

Fenerbahçemizin İlk Logosu

Otorite Eksikliği !

Şimdi de Stoch ! Sezona girerken kadroda revizyona giden Aykut Kocaman, takımın omurgasını oluşturan Alex'i bazı maçlarda yedek soyundurunca tepkileri üzerine çekmiş ve uzun bir süre bu konu gündemde kalmıştı.

Takımda herkesin yedek kalabileceğini, antrenmanlarda çalışmayan oyuncunun kulübede oturacağını söyleyen Aykut Kocaman, bir süre bu baskılara direnmesine karşın son haftalarda bu kararını rafa kaldırıp Alex'i ilk 11'de oynatmaya başlatıyor.

Aykut Kocaman'ın bu seçimi taraftarı ve yönetimi de ikiye bölmüştü. Bazı taraftarlar Alex'in sahada olduğu zaman takımın 1 kişi eksik olduğunu söylese de, Brezilyalı yıldızın hiçbir şey yapmasa da ilk 11'de olmasının takıma güç verdiğini düşünenler var.

Alex ise hocasının kararlarına saygı duyduğunu ifade etmesine rağmen idmanlarda ki tavırlı hareketleri dikkat çekiyordu. Ancak Aykut Hoca'nın Brezilyalı yıldızla birebir görüşmesinin ardından aradaki buzlar erimiş, tecrübeli yıldız tekrar ilk 11'de ki yerini korumaya devam etmişti. Fenerbahçe, bu kısa süren Alex - Aykut Kocaman gerginliğini henüz üzerinden atamamışken şimdi de Stoch bu kervana eklendi.

Genç oyuncunun Gençlerbirliği maçında ufak bir sakatlığının olması ve yabancı kontenjanına takılıp kadroya alınmamasının ardından hocasına kırgın olduğu biliniyor. Bunun üzerine bir açıklama yapan Stoch " Sakatlığım abartılıyor" diyerek Aykut Kocaman'a gönderme de bulunmuştu.

Fenerbahçe kulüp doktoru Ertuğrul Karanlık'ın " Dizinde yırtık var. En az 10 gün dinlendirilmesi gerek " dediği Stoch bir nevi inat yaparak gittiği ulusal takımda Ermenistan maçına ilk 11'de başlamıştı. Ancak maçın 60. dakikasında sol ayak bileğinin burkulması sonucu oyuna devam edemeyip kenara alınan Miroslav Stoch'un sakatlığının kronik hale gelmesinden korkuluyor.

Slovakya ulusal takımının doktorları, Fenerbahçeli yetkililere " Merak etmeyin onu riske atmayacağız " demesine karşın genç oyuncuyu ikna ederek oynatmasının ardından açıklama yapan Ertuğrul Karanlık " Bilseydim dizine yarım alçı yapıp yollardım " dedi.

Fenerbahçe'de sakatlığı olduğu için riske edilmeyen Stoch'un Aykut Kocaman'a tavır alıp, kulüp doktorlarının tavsiyelerini ise bir kenara atarak ulusal takımda forma giymesi yönetimde de tepkilere yol açtı. Bu olayın kulüp içerisinde tekrardan antrenör - oyuncu tartışmasına dönüşmesinden korkuluyor. Ancak Stoch'un bu tavrından dolayı Aykut Kocaman'ın gözünde değer kaybettiği ise bir gerçek.

Pazar, Ekim 10, 2010

İzmir'den Fener Geçti ! 12 Eylül 1948

Her yıl yapılan fuar kupası yerine bu sefer İzmir'in Göztepe, Altay, Demirspor kulüpleri ile İstanbul'dan Fenerbahçe'nin katılımı ile bir turnuva düzenleniyordu.

Bu turnuvanın ilk karşılaşmasını Fenerbahçe - Demirspor takımları Alsancak stadında hakem Sıtkı Eryar'ın yönetiminde yaptılar.Maça takımlar şu kadrolarla çıktılar ;

Fenerbahçe : Erdal - Murat - Hilmi - Salâhattin - Samim - Müjdat - Erol - Lefter - Necmi - Ahmet- Halit.


Demirspor : Recep - Haydar - Şimşek - Fuat - Macit - Tahsin - Elçin - Celâl - Lütfi - Feyzullah - Tarık

Birinci devrede Fenerbahçeliler sahaya yabancılık çektiğinden bir hayli bocaladılar. Anlamsız hareketler birbirini takip ediyor. Özellikle sol içte oynayan Ahmet çok bozuk bir oyun oynuyor. Demirsporlular daha derli toplu bir oyun oynuyorlar. 18. dakikada müsait bir fırsat yakalayan Feyzullah Demirsporun ilk golünü yaptı. İlk devre Fenerbahçelilerin aleyhinde sonuçlandı. İkinci devrede rüzgarı lehine alan sarı lacivertliler Demirsporu sıkıştırmaya başlamışlardı.

53. dakikada bir frikik kazanan Fenerbahçe bunu Halidin ayağı ile gole çevirerek durumu 1 - 1 yaptılar. 59. dakikada Lefter Demirsporlu bekleri geçerek takımını 2-1'lik üstünlüğe taşıyan golü attı. Bu golden sonra çok hızlı bir tempo ile şiddetle esen rüzgara karşı oynayan Demirsporlular bu gayretlerinin semeresini 62. dakikada Erdal'ın topu elinden kaçırması ile gördüler ve 2-2-2 berabere duruma geçtiler. Maçı kazanma azmiyle oynayan Sarı-Lacivertliler 82. dakikada Necminin bir dalışı ile üçüncü gollerini kazanarak 3-2 galip duruma geçtiler ve maç bu netice ile

Fenerbahçe'nin lehine tamamlandı.

Cumartesi, Ekim 09, 2010

Balık Baştan Kokar !


Kimisine göre utanç abidesi, kimisine göre ise doğal bir sonuçtu Almanya karşısında aldığımız mağlubiyet. Herkes farklı görüşler içerisinde ancak kimse olumlu bir şey söylemiyor. Herkes yapılan yanlış kadro seçiminden yola çıkarak Hiddink'e sallama derdinde...

Bende burada Hiddink'in avukatlığına falan soyunmayacağım elbette. Böyle bir hocanın da bir yenilgi sonrası avukata ihtiyacı olacağını düşünmüyorum. Ancak ülkede yaratılan bu kaos ortamınıda anlayabilmiş değilim. Yenildiğimiz takım kimdir ? Yakın zamana baktığımızda 2008 Avrupa Şampiyonası finalisti ve 2010 Dünya Kupasına katılan ve yarı finalde şampiyon İspanya'ya yenilerek elenen takım. Bizim yakın zamanımıza baktığımızda 2008'de ki şansımızın yaver gitmesiyle kazandığımız maçlar ve ardından turnuva boyunca ilk kez iyi oynadığımız maçta Almanlara yenilerek elendiğimiz bir turnuva var. 2010 Dünya kupasına gidememişiz bile !

İnsanlar soruyor doğal olarak Hiddink neden Türkiye'ye gelip maçları izlemiyor ? Neden formda oyunculara yer vermiyor ? Sabri'yi solda oynatacağına formda olan İbrahim Üzülmez neden kadroya alınmıyor ?

Bütün bunların cevaplarını Hiddink milli takımın başına geçerken vermişti. Ama bizim ülkemiz o kadar çok kargaşa ve spekülasyonu seven bir ülke ki anlatamam. Adam bu milli takımın başına geçerken dedi ki ; " Arkadaşlar, ben bir takım kurucam ve bu takımın adı Milli takım olucak. Her hafta kadro değişmeyecek. Yok bu oyuncu formda, yok bu oyuncu çok iyi çıkış yakaladı tarzı şeyler beni ilgilendirmez. Benim kuracağım kadro milli takım kadrosu olacak." Ve sonra da eklemiş Hiddink hocamız ; " Benim kurduğum kadroda ki oyuncular kulüplerinde oynamalı. "

Şimdi adam bunu daha bu ülkeye adımını atarken söylemiş. Sen bütün şartlarına eyvallah çekmişsin, şimdi gelip Volkan Şen niye oynamıyor diyemezsin. Veya İbrahim çok formda bunu kadroya al diyemezsin. He zorunlu bir durum ortaya çıkar o zaman bu adam da yapacağı değişikliği bilir. Bir de adama kalkıp niye Türkiye'de ki maçları izlemiyorsun diyorlar. Yahu adam ne dedi başta ? Benim kadromda ki oyuncular kulüplerinde oynatılsın. Sen de bunu kabul ettin. E adamın oyuncuları kadroya bile alınmıyor. Neyi gelip izleyecek ?

Burada fatura asla Hiddink'e kesilemez. Adam çalışma şartlarını ve çalışma yöntemlerini uçaktan indiği gün anlattı ve herkeste eyvallahı çekti. Şimdi sen kalkıp gidemediğin 2010 Dünya Kupasında 3. olan Almanya'ya yenilince adamı boklamaya kalkarsan " hadi len ordan" derler.

Biz ilk önce çapımızı bilmeliyiz. Hiddink maçtan sonra ki açıklamasında üstü kapalı bir biçimde bunu söyledi aslına bakarsanız. Ancak bizim o milliyetçi duygularıyla yanıp kavrulan güzel ülkemiz kendisini hala tam olarak keşfedememiş durumda. Keşfedememiş durumda çünkü o hale gelmişiz ki bizi yükseltsin diye Hiddink'e sarılıyoruz. Kendi içimizde ki cevherleri ise çıkar ve rant uğruna hiçe sayabiliyoruz. Kısa vadeli başarılara odaklanmış kafalarla, günü kurtarmaya yönelik planlarla ancak bu ve bunun gibi sonuçlar ortaya çıkar.

Perşembe, Ekim 07, 2010

Fener'den Hitler'e Darbe


1941-1942 sezonu ; ikinci dünya savaşı yıllarına denk gelmişti. Almanlar tüm Avrupa'yı silindir gibi eziyor, Almanya'nın büyük bir devlet olma kompleksi spora da yansımış durumdaydı. Hitler, Avusturya'nın Admira takımını almış ve kendi ulusal oyuncularıyla güçlendirmişti. İçlerinde Alman Ulusal Takımı'nın büyük oyuncuları vardı. İstanbul'a, Fenerbahçe'yle sadece bir maç yapmak üzere gelmişlerdi.

O dönemlerde önüne gelen Avrupa takımını deviren Fenerbahçe için Admira maçının farklı bir anlamı vardı. Çünkü Hitler, Admira hakkında sık sık bilgiler alıyor ve Fenerbahçe ile oynayacakları maç onun için büyük önem taşıyordu. Şimdi ki Şükrü Saraçoğlu stadının bulunduğu yer olan Papazın Çayırı'nda oynanan mücadele oldukça sert geçiyordu. İlk gol Admira takımından geldi. Taka Naci lakabıyla anılan Naci Bastoncu ise Admira'ya yanıt verip durumu 1-1'e getiren golü attı. İlk yarı bu şekilde sonuçlanırken sahada tansiyonu yüksek bir futbol sergileniyordu.

İkinci yarının son dakikalarında Halit Deringör'ün kafa ile attığı gol sayesinde dönemin büyük takımlarından Admira karşısında 2-1'lik üstünlüğe ulaşan Fenerbahçe, kalan dakikalarda verdiği mücadele ile sahadan galip ayrılan taraf oldu. Böylelikle her alanda büyük olduğunu kanıtlama derdine düşen Hitler'e ilk çelmeyi Fenerbahçe takmıştı.
Not : Resimde Halit Deringör Fenerbahçemizin 2. golünü atarken.

Arda'nın Yerine Kim ?

Galatasaray ve Ulusal takım forması ile son zamanlarda form grafiğıini arttıran Arda Turan'ın Hiddink'in vazgeçilmezleri arasında olması, Almanya maçı öncesi ay-yıldızlı ekibi zora soktuğu bir gerçek.
Arda'nın, Pubis sakatlığı sebebiyle kadrodan çıkarılması, Arda'nın son milli maçlarda sürekli gol atıp 'asist' yapması da, Ardasız takımın nasıl oynayacağı konusunda endişe yaratıyor.
Yıldız futbolcunun yerine Nuri Şahin düşünülebilir fakat uzun zamandır ulusal takımda şans bulamaması ve son Belçika maçında kadroda yer verilmemesinin ardından böylesine önemli bir maçta ilk 11'de forma giymesi handikap. Ancak geçtiğimiz hafta kulübünde sergilediği başarılı performans ve attığı frikik golü ile moral bulan yıldız oyuncunun kendisini bu maça hazırladığı biliniyor. Hiddink'in Arda'nın yerine oynatmayı düşündüğü diğer bir isim ise Hamit Altıntop.

Hamit'in Nuri Şahin'e göre daha fazla artısı bulunuyor. Hamit'in ulusal takıma daha fazla alışık olması ve uyum sorunu yaşanmayacağı için Nuri'den bir adım önce olduğu, bu sebeple iki oyuncu arasında seçim yapmak zorunda kalan Hiddink'in tercihini Hamit'ten yana kullanabilir.

Türk Sporunda Mahalle Baskısı



07-10-2010 tarihinde Cumhuriyet Spor'da yayımlanmıştır.
Mahalle baskısı yeni rastladığımız bir durum değil. İnsanlar bu nedenle sindirilmiş, istemedikleri şeyleri yapmak zorunda bırakılmış. Son günlerde ise ülke gündemini meşgul eden Almanya - Türkiye maçı ise bu olayı ayrı bir boyuta taşımaktadır.

İlk olarak Mesut Özil kıskaca alındı. Oyuncu üzerinde ki baskının farkında olmalı ki kendisini '' Beni vatan haini ilan etmesinler '' diye açıklama yapmak zorunda hissetti. Ardından ''Gol attığında sevinecek mi ? Sevinmeyecek mi ? '' tartışmaları ayyuka çıktı. Mesut bunun üzerine de '' Gol atarsam tabii ki tepki vereceğim '' açıklamasında bulundu. Ancak üzerinde ki mahalle baskısı nedeniyle gol attığı takdir de sevinç gösterisini sergilerken gene de temkinli davranacaktır.
 
 

Arda'nın sakat olduğu halde ulusal takım kampına gelmesi başka bir örnek olarak gösterilebilir.Arda'nın Rijkaard'la özel olarak görüşüp '' Eğer kampa gitmezsem beni vatan haini ilan ederler '' demesinin ardından izin aldığı söylentileri ortalıkta dolaşıyor. Bu bile ülkemizde ki mahalle baskısının apaçık göstergesidir. Arda'nın hakkında çıkabilecek olası dedikoduları engellemek için kendisini tehlikeye atması onun suçu değildir. Bu baskıyı oluşturup, insanları istemediği durumlarla karşı karşıya bırakanlarındır.

Salı, Ekim 05, 2010

Türkiye ve Almanya Geçmişi

Türkiye ulusal takımı , Almanya ulusal takımı ile ilk olarak 17 Haziran 1951 tarihinde Berlin'de Olimpiyat Stadında karşı karşıya gelmişlerdir.Bu dostluk maçından Ay-Yıldızlı ekip 1-2'lik sonuçla galip gelirken,iki takım arasında ki ilk maçı kazanan ekip olmuştur.Berlin Olimpiyat Stadında 100 Bin kişinin önünde oynanan bu maçta kalecimiz Turgay Şeren " Berlin Panteri " lakabını almıştır.Turgay Şeren o maçı şu şekilde anlatır ;

" 1951`de yani 2. Dünya Savaşı`ndan sonra Almanya harpten yeni çıkmış tabi ki bir milli maçı kazanmak istiyorlar. Berlin`deki maça gittik ve hakikaten hepimiz çok mutlu olduk en azından harp sonrası Almanya`yı gördük. Bizim takımımız Gündüz abi, Lefter, Erol, Ali İhsan, Müjdat, Naci, ben. İlk yarı başladı Gündüz abi, Recep`e çok güzel pas verdi,Recep de bizim ilk gölümüzü attı 1-0 olduk. 2. Dünya Savaşı`ndan sonra ilk defa Almanya bir maç yapıyor ve onu da kazanmak istiyor. Harpte yenilmiş bir de maçta yenilmek istemiyor. Ve orada şansım yaver gitti, inanılmaz şekilde çıkardığım toplar oldu. Maçı 2-1 kazandık. Tabii ``Berlin Panteri`` lakabı da o maçtan kaldı "

İkinci maç ise Türkiye'de İstanbul İnönü stadında oynandı.21 Kasım 1951 tarihinde oynanan maçtan Federal Almanya 0-2'lik sonuçla üstün çıkarken gollerin ikiside Morlock Max isimli oyuncudan gelmiştir.Böylelikle o zamanlar ki ismi Federal Almanya olan Alman ulusal takımı ilk maçta ki yenilginin rövanşını ikinci maçta İstanbul'da almış oldu.Berlin'de ki yenilgiyi hazmedemeyen Almanlar ikinci maçta galip gelebilmek için var güçleriyle çalışmışlardı. 

Türkiye ve Alman ulusal takımları günümüze kadar 18 kez karşı karşıya gelmişlerdir.Bu mücadelelerden 7 tanesi özel karşılaşma olup, 5 maç Alman'ların 2 müsabaka ise ulusal takımımızın galibiyetiyle sonuçlanmıştır.Genel olarak 18 maçta 3'ünde galibiyet yüzü gören ulusal takımımıza karşı , Almanların 14 kez üstün geldiği ve 1 kez de beraberlikle sonuçlandığı görülmektedir.

Türkiye 1-0 Almanya
Ulusal takımın Alman'lara karşı aldığı en önemli galibiyetler içerisinde 10 Ekim 1998 yılında oynanan Avrupa Şampiyonası grup eleme maçı yer alır.Bursa Atatürk stadında oynanan müsabakayı ulusal takımımız 1-0'lık üstünlükle tamamlarken bu tarihi galibiyetin kadrosunda şu futbolcular yer alıyordu ;

Türkiye : Rüştü Reçber - Fatih Akyel - Ogün Temizkanoğlu - Hakan Ünsal - Alpay Özalan - Tayfun Korkut - Mert Korkmaz - Tugay Kerimoğlu - Oktay Derelioğlu - Tayfur Havutçu - Abdullah Ercan - Sergen Yalçın - Saffet Akbaş - Hakan Şükür

Almanya : Kahn - Nowotny - Babbel - Rehmel Ricken - Ramelov - Jeremies - Beinlich - Heinrich - Bierhoff - Kirsten
Hakemler : Hugh Dallas - John Mc Elhinney - Bob Gunn ( İskoçya Federasyonu )
Gol : Hakan Şükür ( Dk. 70 )
Stat : Bursa Atatürk Stadı

Türkiye 2-3 Almanya
İki takım en son 25 Haziran 2008 tarihinde Avrupa Şampiyonası Yarı Final müsabakasında karşı karşıya geldi.Bu karşılaşmanın sonucunda Almanlar galip gelerek adını finale yazan takım olmuşlardı.Turnuva boyunca son dakika golleriyle üst turlara kadar çıkan ulusal takımımız, Almanya karşısında oynadığı futbolla alkış toplamış ancak bu sefer kendi silahıyla vurularak Philipp Lahm'ın 89. dakikada ki golüyle mağlup olmuştu..Ulusal takımımızın gollerini 22.dakikada Uğur Boral , 86. dakikada Semih Şentürk atmıştır.Alman ulusal takımının gollerini ise 26. dakikada Bastian Schweinsteiger, 79. dakikada Miroslav Klose ve 89. dakikada Philipp Lahm atmıştır.

Türkiye : Rüştü Reçber - Sabri Sarıoğlu - Mehmet Topal - Gökhan Zan - Hakan Balta - Hamit Altıntop - Mehmet Aurelio - Ayhan Akman - Mevlüt Erdinç - Uğur Boral - Gökdeniz Karadeniz - Kazım Kazım - Tümer Metin - Semih Şentürk

Almanya : Jens Lehmann - Arne Friedrich - Per Mertesacker - Christoph Metzelder - Philipp Lahm - Bastian Schweinsteiger - Thomas Hitzlsperger - Simon Rolfes - Torsten Frings - Michael Ballack - Lukas Podolski - Miroslav Klose - Marcell Jansen

Hakemler : Massimo Busacca , Matthias Arnet , Stephane Cuhat ( İsviçre Federasyonu )
Gol : Uğur Boral ( Dk.22 ) , Bastian Schweinsteiger ( dk.26 ) , Miroslav Klose ( dk.79 ) , Semih Şentürk ( dk.86 ) , Philipp Lahm ( dk.89 )

Stat : St. Jakob Park / Basel

Not : Gazetede ki Tarihten Yaprak köşesinde de yayınlanmıştır.

Pazar, Ekim 03, 2010

Var Mı Bize Yan Bakan ?

Sonunda " Oh be" dediğimiz bir maç oldu.Defansımız oturmuş,forvetimiz de artık gerçekten bir golcü var,tribünler yeniden canlanmanın kıpırdanmalarını yaşıyorken üstüne 3 gollü ve gol yemeden bir galibiyet gerçekten şerbet tadında oldu.Ama önemli olan bunun sürekliliğini sağlamak ve özellikle Galatasaray derbisinde de bu güzel oyunu devam ettirmek.Bu sayede sezon sonu olmak istediğimiz yerden daha fazla uzaklaşmamış olucaz.