Çarşamba, Aralık 29, 2010

Aykut Kocaman bir süpervizördü...


... içinde bulunduğu takımın gizli kaptanı. Baleti, orkestra şefi. Ama bir başka özelliği, futbolu düşünerek oynamasıydı. Aykut kafa yormayacaktı da kim yoracaktı. Eğer futbolun ahlakını konuşacaksak, Aykut Kocaman olmadan olmazdı. Aykut anlatıyor:




"Kulüpleri artık televizyondan gelen mali kaynak yönetmeye başladı. Tabii ki televizyoncuların da beklentileri olacaktı. Önce televizyon maç yayınları şifreye girdi. Bu da taraftar profilinde bazı farklılıkları ortaya çıkardı. Eskiden "ölmeye ölmeye geldik", "hep seninle beraberiz" diyen, küfür kafir, bıçaklayan taraftarın izole edilmesi gerektiği, hatta bilet fiyatları da yükseltilerek tribünlerden çekilmeye başlandığı gözlendi. Tribünden gideceklerin televizyon başına gitmesi, tribünlere geleceklerin de elit, parası olan insanlar, para bulabilen insanlar olması istendi. Tırnak içinde kötü taraftarla iyi taraftar ayrımı yapılmaya başlandı. Bütün bu yaşananlar bence yanlış. Taraftar stadın içinde olmalı. O olmadan olmaz... Bağıran, çağıran, destek veren, protesto eden, canıyla, kanıyla, ruhuyla orada bir taraftar olmalı. Bizim işimizde, oynayan insanlar için en büyük destek orası. O coşku... O coşkuyu, çok para veren insandan bulabilmek mümkün değil. O coşkuyu ancak bu işi seven, bulup buluşturup oraya gelebilen insandan almak daha kolay. Bu açıdan, önümüzdeki 4-5 sene içinde büyük bir değişiklik olacak. Kötü taraftarı, tabii onlara göre kötü taraftarı tribünlerden artık çekmek istiyorlar. Taraftarlık tamamen küfür etmek değil. Taraftarlık, takımının kötü gittiği dönemlerde tamamen protesto etmek de değil. Sahip çıkabilen taraftar esas taraftardır."

2003

Hiç yorum yok: