Perşembe, Kasım 25, 2010

Ankaragücü, Sosyalizm ve 12 Eylül


"Emekçilerin takımı" olduğu için Ankaragücü taraftarı olduğunu söyleyen Metin Çulhaoğlu, artık taraftarlar yüzünden maça gidemediğini belirterek, bu dönüşümde 12 Eylül'ün rolüne işaret etti.

Kendisi de bir “taraftar” olan Türkiye Komünist Partisi MK Üyesi, Birgün ve soL yazarı Metin Çulhaoğlu ile geçmişten bugüne Türkiye’de futbol-taraftar ilişkisini ve kendisinin nasıl taraftar olduğunu konuştuk. Çulhaoğlu hangi takımı neden tuttuğunu anlatırken, bize futbol üzerinden geçmişten bugüne devinen Türkiye’deki siyasal atmosfere ve bunun emekçi profilini nasıl değiştirdiğine ilişkin ipuçları verdi…

Sizin Ankaragücü taraftarı olduğunuz biliniyor. Gerçekten futbolla ilgileniyor ve takım tutuyor musunuz?
Metin Çulhaoğlu:Ben gerçekten Ankaragücü taraftarıyım… Şu sıralar ne kadar iyi bir taraftar olduğum tartışma götürür, ama bu işin evveliyatına gidersek sanırım neden Ankaragücü taraftarı olduğum ortaya çıkar.

Peki, o halde şöyle soralım. Neden “Ankaragücü” taraftarısınız?
1965 de yükseköğretim için Ankara’ya geldim. Futbola merakım vardı. Zaman zaman oynardım ve maç izlemekten zevk alırdım. Ankara’da maçlara gitmeye başladım. Ben 65’te 17-18 yaşlarındayken sosyalizme belirli bir ilgim vardı şimdi maçlara gittikçe beni Ankara takımlarının farklılığı çarptı ve şunu düşünmeye başladım o zamanki naif düşünce sistemi içerisinde: “Yarın Türkiye de sosyalizm geldiğinde İstanbul kulüpleri ne kadar kalır orası şaibeli, ama Ankara’daki müessese takımları kamu takımları kalır. Spartak Moskova gibi Levski Sofya gibi… Şunu düşünebiliyor musunuz o dönem Ankara da 4-5 takım var ve bunlardan Ankara Demirspor Devlet Demiryolları’nın Ankaragücü MKE’nin Şekerspor ise şeker fabrikalarının takımı. Bunun dışında müessese takımı olmayan iki takım vardı. Biri Hacettepe diğeri Gençlerbirliği…
Şimdi ben maçlara gittikçe dikkatimi taraftar profilleri çekmeye başladı. Örneğin Hacettepe taraftarları, kulübün müessese takımı olmamasına rağmen Ankara’nın Hacettepe semtinden bugünkü tabiri ile lümpen diyebileceğimiz insanlardı. Gençlerbirilği taraftarları ise tam bir kolejli profili veriyordu TED’li, Siyasal Bilgiler’den ya da yüksek bürokrat tiplerdi. Ankaragücü ve diğer takımlarda ise daha bir emekçi profili vardı, ama altını çizmek istiyorum 60’lı yıllarda bu insanlar bugünkü emekçi profilinden çok farklıydı. Bugün daha bıçkın, daha lümpen, daha galiz küfürler eden daha terbiyesizce işler yapan taraftar profilinden farklı olarak… 60’lı yıllardaki emekçi taraftarlar, daha “nezih” insanlardı. Gerçekten, takımı gol atınca alkışlayan gol yiyince üzülen, ağzından nadiren küfür çıkan insanlardı. Rakip taraftarlarla uğraşmak rakip futbolcularla uğraşmak gibi şeyler o zamanlar pek yok… Neticede ben bu takımlara bakınca o seyirci profilinin üstüne Ankaragücü ağır sanayi takımı, bende şunu uyandırdı: Şimdilerde Türkiye sosyalist olduğunda, Ankaragücü de ülkenin planlı kalkınmasında payı olacak büyük sanayi kuruluşlarının takımı gibi bir şey olacaktı ve ben de Ankaragücü taraftarı oldum.

Yani Ankaragücü taraftarı olmanızda solcu olmanızın payı var…
Açık söylemek gerekirse, benim gibi insanlar genellikle pek haz etmezlerdi Gençlerbirliği’nden… Daha kolejli bir görünümü vardı. Bu düşüncede yalnız olmadığımı da bir kitap karıştırınca öğrendim. Şu anda cezaevinde olan Sarp Kuray’ın babası da o zamanlar Ankara valisiydi. Benzer bir tespitte bulunmuş. Gençlerbirliği tuzu kuru olanların hali vakti yerinde olanların takımı Ankaragücü ise emekçilerin takımı…

Peki bugün “Gökçeklerin” Ankaragücü’nü takip ediyor musunuz?
Diyebilirim ki, 60’lı yılların sonundan itibaren yaklaşık 40 yıldır Ankaragücü taraftarıyım… Ankaragücü iyi sonuçlar aldığında seviniyorum kötü sonuç aldığında üzülüyorum. Ama şunu hemen belirteyim: ben artık Ankaragücü maçlarına gitmekten zevk almıyorum. Üç senedir gitmiyorum maçlara. Nedenim de şu son derece çıkarcı, lümpen ve sadece küfür ettiği zaman rahatlayabilen taraftarın, kulüp içindeki saflaşmaların piyonu durumuna düşmüş, parasız bilet için her türlü bir bindirilmiş kıta görevine hazır lümpen bir taraftar profili çiziyor olması. Tüm Ankaragücü taraftarları böyle değil, ama bu profil daha ağır basmaya başlıyor. Ben eskiden maç izlemeye gittiğimde futbol izlemekten zevk alırdım. Çünkü insanı meşgul eden, dikkat kaydırıcı başka bir şey yoktu. Sahadaki futbola konsantre oluyordum… Şimdi gürültücü bir taraftar kesimi, maçla hemen hemen hiç ilgisi olmayan, maç boyunca sırtı futbola dönük, hadi oturun hadi kalkın diyen futbol izlemekten çok “demostrosyon” yapmaya gelmiş ve deşarj olan bir kitle durumuna düşürüyor. O yüzden zevk almıyorum.


Yaptığınız betimlemelerde “şimdi” ve “önceden” diye iki süreç belirtiniz, sizin taraftarlığınız ve genel taraftar profili için. İki farklı süreci birbirinden ayıran ne oldu?
Şimdi çok net bir şey söylemek gerekirse dönüm noktası 12 Eylül… 12 Eylül ile beraber futbol anlayışı ve taraftar profilinde çok radikal bir kopuş meydana geldi… Maçla ilgilenen maça konsantre olan bir seyirci kitlesi varken, 12 Eylül’le birlikte birden bire statlar şoven histerik bir milliyetçiliğin yuvası oldu… 12 Eylül’den sonra gittiğim üç yıldaki maçlarda “Ermeni uşağı katil Fransa” sloganı attırılırdı. O zamanlar Ermeniler yurtdışında Türk diplomatlarına dönük silahlı saldırıda bulunuyor ve insanlar ölüyordu. Artık o amigo denen tip de, arkası sahaya yüzü seyirciye dönük olarak, takıma değil de o zaman Türkiye’nin gündeminde hangi siyasi olay varsa hangi “dış düşman varsa” onun aleyhine küfürlü tezahürat yaptıran insanlar haline dönüşmeye başladı. Nitekim daha sonra PKK protestolarıyla bu iş zıvanadan çıkmış bir haldi.
alıntıdır.

Hiç yorum yok: