Pazartesi, Eylül 06, 2010

Bir Devlet Politikası ; Azınlıkları Tasfiye


Üzerinden 55 yıl geçse de hala utancını boynumuzda taşıdığımız günlerdir 6 ve 7 Eylül...Peki nasıl olmuştu bu olaylar ? Perde arkasında neler vardı ? Atatürk'ün evini kim bombalamıştı veya bombalatmıştı ? Bunların hepsini eminim bir çoğunuz biliyorsunuzdur ancak tekrar etmek ve bilmeyenlere öğretmekte fayda var..
1955'te gerçekleşen bu ırkçı saldırının temeli aslında Cumhuriyetin kuruluşundan sonra uygulanan devlet politikalarına kadar uzanıyor..Kurulan bu devlet her ne kadar bir çok devrim ve yenilikle ortaya çıksada azınlıklara karşı uygulanan ekonomik ve siyasi politikalar dikkat çekici düzeydeydi.1920'lerin ortasında başlatılan tek dil-tek ülkü rüzgarları, ilerleyen zaman içerisinde bu topraklarda yaşayan azınlıkları Türkleştirme politikasına doğru ilerlemeye başlamıştı.1930 yıllarında Avrupa'da ki üstün güç olmaya başlayan ırkçı İtalya ve Almanya, Türkiye'nin en büyük esin kaynakları olan ülkeler aline geliyordu...Devlet adamları onların devlet sistemlerini ülkemize getirmeye çalışıyor, hatta onlar gibi olabilmek için bıyıklarını bile onlar gibi kesiyorlardı.Bu kadar ırkçı özentisi bir devlet yapılanmasının olduğu yerde halkın milliyetçi duygularının altına ırkçılık tohumları atılıyor,azınlıklara karşı bir cephe oluşuyordu adeta.Bunun ilk sinyallerini 1927 yılında kurulan Türk Ocakları tarafından başlatılan " Vatandaş Türkçe Konuş " kampanyasıyla alıyorduk.

Artık ekonomik olarakta köşeye sıkıştırılan azınlıklar ne yapacaklarını bilmez hale gelmişlerdi..Milli Şef döneminde alınan Varlık Vergisi,müslüman-gayrimüslim ayırt etmeden toplanacaktı..Fakat toplanan 350 milyon liranın yüzde 75'ini azınlıklar ödeyecek ve bu dönemde 15 bin Rum ülkeyi terk etmek zorunda bırakılacaktı.

İşte tüm bu olayların temelini oluşturduğu toplum mentalitesi ve Türk-Ulus devletinin yaydığı Pantürkizm düşüncesi sebebiyle 1955 yılında olan olayların hangi temelle olduğunu daha iyi kavrayabiliriz.İngiltere Kıbrıs'ta egemenliğini kurmak için Rumları defetmek istiyordu ve bunun için Türk millietini açıkça kışkırtıp bir maşa gibi kullandı.Hem Rum hemde Türk halklarında yükselen milliyetçi ve ırkçı akımlar bu sürtüşmeye neden oluyor buda İngiltere'nin işine geliyordu Bu sürtüşmelerin arasında Kıbrıs Savaşçıları Ulusal Örgütü kuran Yunanistan'la birleşme yanlısı Rumlar varken , Türkiye'de de Özel Harp Dairesi tarafından Volkan ve Dokuz Eylül isimli milliyetçi Türk örgütleri kuruldu.Menderes, İstanbul Liman Lokantası’nda yaptığı konuşmada, 28 Ağustos tarihinde Türk azınlığa karşı “gerçekleştirileceğini duydukları” katliama karşı Kıbrıslı Rumları ve Yunanistan’ı uyarıyordu. Bu sıralarda, Türkiye’de, Demokrat Parti’nin desteğiyle kurulmuş olan Kıbrıs Türktür Cemiyeti (KTC) ile İstanbul Yüksek Okullar Talebe Birliği (İYOTB) gibi örgütler yaptıkları çağrılarla azınlıklara karşı şovenist bir dalganın zeminini döşemekteydiler.

1955 yılına geldiğimizde basında çıkarılan yanlış !! bir haberle, Selanik'te ki Atatürk'ün evinin bombalandığı söylenmiş ve zaten o yıllarda birileri tarafından bu olaylara hazırlanan halk 6-7 Eylül günlerinde yağmalanmadık Rum evi,dükkanı bırakmamıştır..Rum mezarlarına saldıran halk kemikleri sokaklara fırlatıp tahrip edilmedik mezar bırakmamıştı.

Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evin bombalanması olayının da planlı bir şekilde gerçekleştiği kısa bir süre içinde açığa çıktı. Bombalanan ev Türk Konsolosluğu ile aynı bahçede bulunuyordu. Bomba bahçeye atılmış ve evin sadece camları kırılmıştı. Bombalama olayının gerçekleştiği gece konsolosluk görevlisi Hasan Uçar gözaltına alındı. Böylece düğüm de Yunan mahkemelerinde çözülmüş oldu. Bomba Selanik’teki konsolosluk görevlisi Mehmet Ali Balin tarafından diplomatik kurye ile İstanbul’dan getirilmiş ve Selanik Üniversitesinde öğrenci olan Oktay Engin’in azmettirmesiyle Hasan Uçar tarafından bahçeye yerleştirilmişti. Engin, daha sonra TC vatandaşlığına alındı ve öğrenimini Türkiye’de sürdürdü. Bir süre Emniyet Genel Müdürlüğünde ve MİT’te aldığı görevlerden sonra Nevşehir Valiliğine atandı.

6-7 Eylül Olaylarının üzerinden 40 yıl geçtikten sonra, o günlerde Özel Harp Dairesinde çalışan eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu gazeteci Fatih Güllapoğlu ile yaptığı bir röportajda, “6-7 Eylül olayları Özel Harp Dairesi işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı” diyecekti. Emekli generalin “amacına ulaştı” ile ne kastettiği, bugün azınlık nüfusunun durumuna bakıldığında ortaya çıkıyor. 6-7 Eylül 1955, gayrımüslim sermayeye el konulmasıyla, Türk kimlikli sermayenin palazlanmasında bir başka önemli basamak oldu. Olaylardan sonra Türkiye’deki Rumların sayısında önemli bir azalma gerçekleşti. 1924’teki sayımlarda 1 milyon olarak sayılan İstanbul nüfusunun 280 binini Rumlar oluşturuyordu. Bugünse bu sayının 1500-2000’e indiği görülüyor.

Hiç yorum yok: