Pazartesi, Haziran 14, 2010

Yaşamaya Dair

Bugün bir şeyler karalayamayacak kadar yorgunum.Yorgunluk bedenen değil ruhen.Beynimin içi cadı kazanı gibi.Fokur fokur...Önce kim düşüp yanacak...

Bilmiyorum dost, biz kendi hayatımızı mı yaşıyoruz yoksa bize verilen hayatı yaşamak zorunda mı bırakılıyoruz ? Başımıza gelen olaylardan sonra "Neden başkası değil de ben " diye isyan edesim gelir.Ama düşündüğüm zaman benim sahip olduklarımın hiç birisine sahip olamayanlarda var.Bunu derken içimden şöyle de geçirmiyor değilim ; doğduğumda hiç bir şeyi olmayan biri olarak doğsaydım , belki sonradan kaybetmek kadar koymazdı...



İnsanlar aç gözlü, insanların hırs küpü, insanlar menfaat düşkünü...Böyle bir dünya da hayatta kalmaya çalışmak bile başlı başına bir mücadele gerektiriyor.



Korkuyorum dost, kendi sorunlarım yüzünden başkalarının canının yanmasından korkuyorum.Ama merak etme dost, benim hayatımda kimsenin canı yanmayacak kendiminkinden başka.Neyse ben sizin kafanızı daha fazla karıştırmıyım en iyisi.Nazım baba duygularıma tercüman olsun biraz da ;

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından. 


" NHR "

Hiç yorum yok: