Çarşamba, Ekim 15, 2014

Yılların egosu Terim'den spikere mesaj...



Galatasaray ile İsveç'in AEK takımı karşı karşıya geliyor. Fatih Terim o dönem takımın kaptanı.

Maçtan önce TRT spikeri Abidin Aydoğdu ile sohbet ederken "Senin maçlarını anlatmaktan zevk duyuyorum kaptan" diyor Abidin Aydoğdu.

Fatih Terim keyifleniyor, "Bugün maç sırasında sana özel bir mesajım olacak" diyor. Maç başlıyor Galatasaray 2-1 önde. Fatih'ten herhangi bir mesaj yok. AEK bastırdıkça bastırıyor.

Top Galatasaray'ın ceza sahasında tehlike büyüyecekken Fatih Terim topu kapıyor. Herkes gelişine vuracağını beklerken rakibinin üzerine gidiyor ve topu rakibin bacak arasından geçirerek sürüyor. Sonra da spiker kulübesine dönerek elini kaldırıyor.

Mesaj verildi, Abidin'in de keyfi yerine geliyor...

Kaynak: Vay Anasını Sayın Seyirciler

1 Lira'ya Şükrü Saracoğlu


1921 yılında Kadıköy'de İttihatspor adında bir kulüp kuruldu. Sahibi Raşit Aydınoğlu, kullanım hakkını devletten aldığı sahasını tüm baskılara rağmen satmamakta direniyordu.

Ancak sahayı satın almak isteyen takım Fenerbahçe'ydi ve dönemin Maliye Bakanı Şükrü Saracoğlu da bu sahayı Fenerbahçe'ye kazandırmak istiyordu.

Bunun için de bir yasa çıkarmaya karar verdi. Yasaya göre, "aynı ilçede faaliyet gösteren birden fazla spor kulübü varsa sahayı üye sayısı fazla olan kulüp kullanır" kuralı getirildi.

Saha önce Milli Emlak'a bağlandı. Ardından da 1929'da Fenerbahçe'ye kiralandı. 3 yıl sonra 1 Türk Lirası'na tamamen Fenerbahçe'nin malı oldu.

Kaynak: "Vay Anasını Sayın Seyirciler"

Çarşamba, Mayıs 22, 2013

Plajdan çıkan şampiyon!



Sene 1964, Fenerbahçe ligi şampiyon bitirmiş, Galatasaray da Türkiye Kupası'nı kazanmış. Sezon sona erdiği için tüm futbolcular tatile çıkar.

Ancak Federasyon ani bir kararla "Atatürk Kupası" adı altında bir organizasyon düzenler ve lig şampiyonuyla Türkiye Kupası şampiyonunu bir maçta karşı karşıya getirir.

Fenerbahçeli futbolcular ligi şampiyon bitirdikleri için tatile erken çıkmış ve birçoğu sahillere gitmiştir. Ancak kulüp tek tek hepsini arayarak "Maç var geri gelin" der.

Takım plajdan çıkar, antrenman bile yapamadan maça çıkar. 1964'te ilk kez düzenlenen Atatürk Kupası'nı plajdan çıkan takım Fenerbahçe kazanır.

Gölgesine çalım atan başkan!


Sona eren bir sezonun ardından başlayan transfer dönemi, başarısız büyük kulüplerin can simidi niteliğini taşır.
Eğer şampiyon olamamış ve sene boyunca taraftarını kahreden bir takım sıfatını taşımışsan transfer dönemi her şeyin ilacıdır.
Yapacağın 2 yıldıza tüm başarısızlıklar unutulur.
Ezeli rakibinin elinden alacağın bir futbolcuyla taraftarına kısa süreli orgazm yaşatman birçok sorunu kökünden çözebilir.
Alper Potuk transferi "Fenerbahçe'den Galatasaray'a çalım" başlıklarıyla duyuruldu.
Peki gerçekten bu transfer bir çalım mıydı yoksa Fenerbahçe yönetiminin harakirilerinden biri miydi?

Daha önce almaya kalktığın, hatta masadan kovduğun Alper Potuk bugün ne oldu da kıymete bindi?
Fenerbahçe yönetimi daha önce vermediği parayı bugün niye sorgusuz sualsiz çıkartıp verme cesaretini buldu?
Fenerbahçe yönetimi transfer görüşmesinde masadan "Kalk git burdan" diye kovduğu Alper Potuk'a ne oldu da muhtaç kaldı?
Bu transferdeki ani dönüş Alper Potuk'un muhteşem futbolcu olması yüzünden çark edilen bir karar mıydı?
Yoksa ezeli rakibe çalım atılmış gibi gösterilen taraftarı kandırmaktan başka bir işe yaramayacak bir transfer mi?
Daha önce fazla para istediler diye alınmayan adam, şimdi daha fazla paraya ve üstüne 2 futbolcu vererek transfer edildi.
Burda bir çalım varsa o da Aziz Yıldırım'ın kendi gölgesine attığı çalımdır...

Cumartesi, Nisan 20, 2013

Cuma, Ağustos 10, 2012

Ruhsuzluk ve uyumsuzluk...



Korktuğumuz şeylerin başımıza gelmesini Fenerbahçe sayesinde alışkanlık edinmiş durumdayız. Uzun süredir hangi konu hakkında "olmasın" dediysek oldu. Ama şükür Vaslui deplasmanından turla döndük...

Yalnız tur atlamamız ve farklı skor açıkçası memnun olmamıza yetmedi. Çünkü Volkan Demirel'in penaltı kurtarışına kadar takımda ilk maçtaki gibi ruhsuzluk ve uyumsuzluk göze çarpan şeyler arasında zirvedeydi. Zaten Volkan o penaltıyı kurtarmasa, birlikte hareket etmekten yoksun bir takım görüntüsü verdiğimiz maçı çevirmemiz mucizelere kalırdı.

Nihayetinde Kuyt, Sow ve Volkan'ın bireysel yetenekleri sonucunda farklı bir skorla tur atlayarak evimize döndük. Caner'i saymadım çünkü onun attığı golde aradığımız ve yapılmasını beklediğimiz organize hücum görüntüsü vardı.

Hafta sonu Galatasaray'la bir final maçımız var ancak takım Volkan Demirel'in de dediği gibi hala hazır değil. Kupayı kaybetmekten öte yaşanacak ağır bir hezimet, daha lig başlamadan yüzlerin asılmasına neden olacak. Takımın oynadığı futbol zaten tebessüm etmemizden fazlasını getirmezken umarım Galatasaray maçına kadar derbi havasına girilir ve yine "korktuğumuz" şey başımıza gelmez...

Bu arada yazıyı yazarken ilk yazdığımı yanlışlıkla yok ettim o yüzden tekrar yazmak zorunda kaldım. Yoksa Sow'un gönderileceği dedikoduları ve taraftarın buna karşı olan tavrı hakkında da bir iki kelam etmiştim. Tekrar yazmak yerine özet geçicem, Sow'u o boykot ettiğiniz ve yancı dediğiniz medyaya harcatmayın...